Rezan Farqîn

Rezan Farqîn
@kitapsizadam
Yasaklanmış bir ülkedir gözlerin, Geçit vermez yerleşik sevdalara
Sana uzattığım hiç bir cümlenin sahibi değilsin kurduğun hayaller başkasına aitmiş..
Reklam
Ben seni faili meçhul ayrılıklardan sevdim
Ben seni faili meçhul ayrılıklardan, adı konmamış acıların gölgesinden, yüksek dağların fırtınasından sevdim. Öyle sıradan bir sevda değildi bu; her kelimesi direniş kokan, her susuşu bir çığlık kadar ağır olan bir sevdaydı. Çünkü bazı sevdalar vardır, sadece iki insan arasında yaşanmaz; bir halkın hafızasını, bir coğrafyanın yarasını da taşır içinde. Bir gerilla kaleminden dökülen her cümle gibi, bu sevda da dağların sertliğini, rüzgârın hoyratlığını ve toprağın suskunluğunu bilir. Sevmek, bazen bir idealdir burada; vazgeçmemek, bir insanı değil, bir anlamı sahiplenmektir. Çünkü biz öğrendik ki, en büyük ayrılıklar sadece mesafelerle değil, susturulan hakikatlerle olur. Ve en derin özlemler, kavuşamayanların değil, anlatılamayanların içinde büyür. Seni severken aslında bir direnişi büyüttüm içimde. Adını koyamadığım her duyguda, eksik bırakılmış her hikâyede biraz daha çoğaldın. Bir halkın sesi gibi yankılandın içimde; bastırılmaya çalışılan ama asla yok olmayan bir gerçek gibi. Çünkü bazı sevgiler, sadece kalpte değil, bir duruşta yaşar. Ve o duruş, ne rüzgâra boyun eğer ne de zamana. Bil ki, ben seni sadece bir insan olarak değil; yarım kalmış cümlelerin, susturulmuş şarkıların, yazılamamış tarihin içinden sevdim. Ve bu yüzden, bu sevda ne kolay unutulur ne de sessizce biter. Çünkü bizim hikâyemiz, bir ayrılıktan çok daha fazlası bir anlamın, bir mücadelenin, bir varoluşun hikâyesidir. antoloji.com/ben-seni-faili-...
Gülistan doku ölümsüzdür
Kadına yönelen şiddet, yalnızca bir bireyin başka bir bireye uyguladığı zarar değildir; bu, bir toplumun vicdanında açılan derin bir yaradır. Her susturulan çığlık, her görmezden gelinen yara, aslında hepimizin insanlığından eksilen bir parçadır. Çünkü bir kadının hayatı; bir annenin merhameti, bir kardeşin sıcaklığı, bir insanın onurudur. Gülistan Doku’nun hikayesi ise bu acının en sessiz ama en ağır yankılarından biridir. Genç bir kadın, hayalleri olan, geleceğe dair umutları olan bir insan… Bir gün ortadan kayboldu ve geride yalnızca sorular kaldı. Ne adalet tam anlamıyla yerini buldu, ne de toplum vicdanı rahat bir nefes alabildi. Onun kayboluşu, sadece bir kişinin yokluğu değil; adaletin gecikmesinin, şeffaflığın eksikliğinin ve kadınların ne kadar savunmasız bırakılabildiğinin acı bir göstergesi oldu. Kadın cinayetleri ve şiddet vakaları, istatistiklerden ibaret değildir. Her sayı, bir hayatın yarıda kalmasıdır. Bir gülün solması, bir hikayenin yarım kalmasıdır. Ve ne yazık ki bu hikayeler çoğu zaman “keşke”lerle doludur: Keşke daha önce duyulsaydı, keşke daha önce korunabilseydi, keşke daha önce ciddiye alınsaydı… Bir toplumun gerçek gücü, en zayıf gördüğü bireyleri nasıl koruduğunda saklıdır. Eğer kadınlar korkuyla yaşıyorsa, gece sokakta yürürken endişe ediyorsa, sesini yükselttiğinde yalnız kalıyorsa; orada eksik olan sadece güvenlik değil, adalettir, eşitliktir, insanlıktır. Gülistan’ın adı bugün hâlâ bir sembol gibi anılıyor. O, yalnızca bir kayıp değil; cevapsız soruların, yarım kalan adaletin ve unutulmaması gereken bir gerçeğin simgesidir: Kadınların hayatı, tartışmaya açık bir konu değil; korunması gereken en temel haktır. Bu yüzden susmamak gerekir. Çünkü sessizlik, çoğu zaman şiddetin en büyük destekçisidir. Konuşmak, fark etmek, sahip çıkmak…
Güneşin huzurun'da eğilmek ibadettir ruhun özgürse şayet...
Sayfa 21 - rezan yayın evi·Kitabı okuyor
Bu hikaye çok uzadı osman Yetişemezsin bana, Koş desem'de nafile..
Sayfa 21 - Rezan yayın evi·Kitabı okudu
Reklam