Kitbuka Noyan, gayreti ve hamiyeti yüzünden sağa sola saldırıyordu. Bazı kimseler onu kaçmaya teşvik ettiler. Dinlemedi ve "Ölmekten kaçamayız. Şöhret ve ün ile ölmek, zillet ve aşağılıkla kaçmaktan daha iyidir," dedi. Bu ordunun küçüğü ve büyüğünden bir kişi padişahın kulluğuna gidip benim şu sözümü ona iletsin: Kitbuka, utanç içinde dönmek istemedi. Saldırı sırasında tatlı canını feda etti. Moğol ordusunun telef olması, padişahın mübarek hatırına ağır gelmemelidir. Askerlerinin karılarının bir sene hamile kalmadığını ve sülverinin kısraklarını doğurmadıklarını düşünsün. Padişahın başı sağ olsun. Onun şerefli zâtı sağ olduğu sürece her kaybedilen karşılığını bulacaktır. "Biz kulların varlığı veya yokluğu denli değildir," diye arz etsin, dedi. Askerler onu yalnız bırakmalarına rağmen, bin kişilik bir güç sarf etti.
Kutuz'a "Senin fermanına ölürsem, bunu senin yaptığını değil, Tanrı'nın öyle istediğini düşünürüm. Bu olaya bir an bile gururlanıp avlanma. Benim ölmemin haberi Hülagü Han’ın huzuruna ulaşırsa, onun öfke deryası kaynayacak ve Azerbaycan'dan Mısır kapısına kadar her yer, Moğol atlarının tırnağı altında ezilip çökecek. Mısır’ı, kumunu, atlarının torbasıyla geri götürecek. Hülagü Han’ın, Kitbuka gibi 300.000 atlısı var. Onlardan birini eksik bil" dedi.