Kadınlar düşmanını kendi elleriyle yarattı.
Sosyal medyada kadınlara karşı muazzam bir öfkeyle, intikam arzusuyla konuşan o devasa erkek kitlesinin önemli bir kısmı, aslında 5-10 yıl önce gayet normal, kadın haklarına saygılı ve ılımlı olan insanlardı. Onları radikal birer kadın karşıtı haline getiren şey, kadın kolektifinin o sınır tanımayan, akıl dışı saldırganlığı. feminizm, kadınları koruyacağım derken, düşman safını kendi eliyle genişletti. Adım attığı an sapık damgası yiyeceğinden korkan bir erkek, bir süre sonra şu psikolojiye girdi: "ne yaparsam yapayım zaten suçluyum. o zaman neden ılımlı kalmaya çalışıyorum ki?" Bu durum, o masum ve pasif erkek kitlesini savunma pozisyonuna, oradan da nefret ve radikallik kutbuna fırlattı. özgürleşme vaat eden bu dalga, pratikte kadınların hayatını çok daha güvensiz ve çekilmez bir hale getirdi. çünkü kadınlar karşılarında o eski, klasik düşman grubunu bulmayı beklerken, kendi radikalizmleri yüzünden, normalde yanlarında durabilecek, onları koruyabilecek veya sağlıklı bağ kurabilecek ılımlı erkeği de karşı cepheye itmiş oldular. Bunca zaman susan "kadınlar eziliyor" yalanına inanan, İstanbul Sözleşmesi 6284'ü destekleyen erkek kitle uyandı. Baktılar ki kanunlarla ezilen, sosyal hayatta dışlanan, aşağılanan, hep suçlu ilan edilen erkekler. Kanunları da arkasına alıp cozutan, çirkefleşen kadınlara karşı erkekler artık susmuyor. Durum bundan ibaret. Kadınlar feminizmin tuzağına düştükçe masumiyetlerini, saygınlıklarını ve değerlerini kaybettiler. Erkekler artık susmuyor...
Sosyoloji
Makedonsko devojce Makedonsko devojce, kitka sarena, vo gradina nabrana, dar podarena. Dali ima na_ovoj beli svet poubavo devojcce od Makedonce? Nema, nema nek'e se rodi open.spotify.com/track/0zNz1qauw...
Müzik
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
📕 Ufuk Yolculuğu / Javier Marías Javier Marías, henüz genç bir dehanın ayak seslerini taşıyan Ufuk Yolculuğu ile okuru, sadece klasik bir macera sinemasının dehlizlerine değil, aynı zamanda insanın zamana ve kendi kaderine karşı verdiği o bitmek bilmeyen arayışın tam ortasına bırakıyor. Konusu: Javier Marías’ın yirmi yaşındayken yazdığı ikinci romanı Ufuk Yolculuğu XIX. yüzyıl sonlarının büyük macera romanlarına sevgi dolu –olduğu kadar biraz da alaylı– bir saygı duruşu; iç içe geçmiş hikâyelerden oluşan bu roman da aynı onlar gibi cüretkâr bir deniz yolculuğunu konu alıyor: Servet sahibi, sıradışı, “geçmişinden neredeyse bütünüyle pişmanlık duyan” Kaptan Kerrigan Güney Kutbu’na bir yolculuk düzenler. Bu maceraya birtakım edebiyatçı, sanatçı ve bilim insanı katılacaktır sadece. İç yüzü anlaşılamayan bir adam kaçırma vakası, gizemli el yazmaları, Edward devri hanımları, ölümcül düellolar ve büyüleyici deniz manzaraları arasında Ufuk Yolculuğu heyecanlı, sürükleyici, çalkantılı bir hikâyeler silsilesi. Nihayetinde Ufuk Yolculuğu, sadece biten bir hikayenin son sayfasını değil; belleğin, anlatılan anıların ve her insanın kendi ufkuna doğru çıktığı o dönüşü olmayan yolculuğun zihnimizde bıraktığı silinmez izleri geride bırakıyor.
Adl | el-Adl İsminin Anlamı Adl isminin lügat anlamı: Adalet kelimesinden türemiş olan el-Adl ismi; doğru olmak, doğru davranmak, adaletle hükmetmek, eşitlemek, dengelemek, insaflı olmak anlamlarına gelmektedir. Adl kelimesi değişik türevleri ve çekimleriyle Kur‟an‟da birçok yerde zikredilmiştir. Ancak Rabbimizin ismi olarak sadece meşhur Esma-i Hüsna hadisinde zikredilir. EL-ADL: Hakkı ve gerçeği bilerek doğru hüküm veren, zulmetmeyen. Sınırsız, sonsuz adalet sahibi. Allah mutlak âdildir; zulmü ve zalimi sevmez. Adl isminin ıstılah anlamı: Adl; hak ve adaletle hüküm veren ve yasa koyandır. Adl; yarattığı bütün canlılara her konuda adil ve eşit davranandır. Adl; haklıya hakkını, haksıza ise cezasını verendir. Adl; her şeyi yerli yerinde yapandır. Adl; her emri ve yasağı, her yaptığı hak ve doğru olan, asla zalim olmayandır. Adl; insanı doğru ve ölçülü bir biçimde yaratan ve düzenleyendir. Adl | el-Adl Dualar ve Zikirler EL-ADL ismin zikri (104) adet, Zikir saati Güneş, Zikir günü Pazar. Sabah güneş doğarken ve ikindi sonrası. Adl | el-Adl esmasıyla yapılacak Dualar: Ey darda kalanların Sahibi! Ey biçarelerin Sahibi! Ey mazlumların Sahibi!
Din
İskelet Kadın Hikayesi- (+18)
Kurtlarla Koşan Kadınlar (Fazlaca ölüm barındırıyor. Yaş ya da psikoloji sağlanmıyor olabilir o yüzden +18) Bu hikaye nedense beni biraz zorladı: normalde kendim analiz edip sonra kadınınkilerle karşılaştırıyordum ya, nedense bunda yapasım gelmedi: üşendim ya da yorgundum. O yüzden devam ettim. Tam oturmadığı için diğer hikayeye başlamadım. Yarım bırakmayı sevmiyorum. Ve bunu saygısızlık olarak görürüm. O yüzden "Galiba bunu tam anlayacak durumda değilim. Birkaç gün sonra yine okuyacağım. O sefer de böyle olursa: "Hikayede ve içerikte sorun yok, nedense beynim bunu algılamak istemiyor: sorun bende. Neden böyle davrandığını öğrenip çözersem o zaman geri geleceğim. Kusura bakma." şeklinde not kağıdına yazıp hikayenin başlık sayfasına ekleyecektim. (: Karmaşık tarafı yoktu ama dedim ya algılamamı istemiyor gibi kendisi karmaşık hâle getirmişti. Ki ele aldığı duyguda karmaşıktı. Tam anlayabilmek için bahsettiği o Yaşam- Ölüm- Yaşam üçlemesini anlamamız gerekiyor. Ve bir yerde mi yoksa bir kitapta mı denk gelmiştim bilmiyorum şu tarz bir şey diyordu "Dünyada sürekli ölüm ve yaşam döngüsü vardır. Ama ölüm sadece bizde bedenin ölmesi olarak algılanıyor ve bundan hem korkuluyor hem de kaçılıyor. Aslında nefes alıp vermek de küçük bir ölüm içeriyor, kalp durup atıyor, göz kapanıp açılıyor. Bazen duygularımız da ölüyor, insanlarla kurduğumuz ilişkilerin de bitmesi ölümdür ama bunun yerine ölümün başka adları kullanılıyor. Hayatı kabullendiğimiz gibi ölümü de kabullenmeliyiz çünkü ikisinin varlığına yaşam diyoruz." diyordu -bazı yerleri anlam bütünlüğü için kendim ekledim- ve baktım gayette doğru. Hayatın içinde ölüm yokmuş ya da çıkarılmış gibi yaşıyorduk. Etrafımızdan birini kaybedince zaman ve algı duruyor gibi: sanki gerçekleşen bu Dünyaya ve bu zamana ait değilmiş gibi. Beyin görse de orada
1000Kitap
TEHLİKEYİ GÖRENLER, GÖREMEYENLER...
Memlekette enteresan derecede şiddetli bir İran'cı damar var. Medyasından siyasetine, sosyal medyasından sivil toplumuna… Sağından soluna her yerde aktifler.... Öyle böyle değil. Böyle zamanlarda gücünü hissediyoruz ama bence hala derinliğini tam olarak kavrayamıyoruz. Ve bu İrancı damar tıpkı İran rejiminin kendisi gibi “hatâ yaparken tuzak kuruyor”, “kaybederken zafer yazıyor”, “ölürken fedâkârlık ediyor”, “zayıflarken ‘çok tehlikeli hale’ geliyor” falan… Söylem aynı söylem… Medyada, sosyal medyada, İran’ın dışında konuşuyorsunuz sanıp mevzuya objektif bakarak giriyorsunuz ama bir ânda Türkiye’de değil de, İran’ın içinde konuşuyormuşsunuz gibi yankı odalarında buluyorsunuz kendinizi… Ve bu İrancı damar, kendinden olmayanları da ikiye ayırıyor: Gerçeği bilmesine rağmen sesini çıkarmayanı, onların gemisine binmeyi tercih edeni kayırıyor. Yanlışa yanlış diyeni denklem dışına atıyor. Suriye konusunda ağzımızı açtığımızda “Siyasal İslamcı”, “IŞİD’ci” bilmem ne diyenler, bugün istisnasız İsrailci, Amerikancı diyenlerle aynı.Türkiye'de İran'ın kontrol yörüngesinde tutulan çok ciddî ve bi hayli nüfûzlu bir insan bakiyesi var. Bu içtimâi yapı muhtemel bir bölgesel güvenlik krizinde ciddî ve çetin bir sınanma alanı olarak önümüzde duruyor. Yani MaazAllah bir savaşa girsek, içimizdeki bu topluluk ülkemizin değil İran'ın işaret ettiği safta yer alacaktır. __Değişik hattâ birbiriyle taban tabana zıt olan ideolojik/politik âidiyet kutuplarından devşirilmiş, bağnaz, örgütlü ve sistematik hareket kabiliyetine sahip; hayrına kefil ve şerrinden emin olunacak bir şeffaflığa da sahip olmayan bir yapı ile karşı karşıyayız. Çok çabuk ta organize oluyorlar herhangi ciddî bir eleştiri karşısında... Zira Molla Rejimi'nin nâmus bekçiliğini ibadete dönüştüren bu yapının bir benzeri
Münafık Şia