Lütfen, yumuşamayalım! Net olalım, hakkı konuşalım. Ne kadar esnek olursak olalım, İslam’a düşman bir kitle her zaman olacaktır. Hakkı en güzel üslupla dile getiren peygamberimiz bile linç edilmekten kurtulamamıştır. İslam ve hakikat bu sürtüşme ile ayakta kalacaktır. Allah ilk insandan itibaren süreci böyle takdir etmiştir. Sanmayalım ki biz taviz verdikçe İslam’a ısınacaklar. Onlar, bizi de kendilerine benzetmek istiyorlar. Dünyanın basit menfaatleri için dinimizi yaşamaktan ve anlatmaktan vazgeçmeyelim. İş hayatının geçici zevkleri için kimliğimizi değiştirmeyelim. Onlar bizden utansın. Biz ezilip büzülmeyelim. Allah’ın rızası için bu dünyaya tekme atabileceğimizi hissettirelim. Ahlakımızdan ödün vermeden bunları yapalım. Kaba olmayalım ama inandığımızı ifade etmekten de çekinmeyelim. Rabbim bizi delikanlı kullarından eylesin. Salih Eğridere
Baykal’ın kaset skandalıyla gidişi ve hemen ardından Kılıçdaroğlu’nun yerine gelmesi, iktidar tarafından "doğal bir değişim" değil, "planlı bir tasfiye" olarak yorumlandı. Kılıçdaroğlu'nun muhafazakâr seçmene hitap etmek için "Peygamber soyundan geliyorum" (Seyyid) vurgusunu kullanması, CHP'de bir "samimiyet krizi" yarattı. Bu, sadece bir imaj çalışması değil, aynı zamanda "kendi tabanından kopma" olarak da okundu. CHP’nin Kemalist laik seçmeninin bir kısmı bu hamleyi "kendini inkar" olarak görürken, muhafazakâr seçmen de zaten buna ikna olmadı; sonuç olarak iki tip seçmenin de güvenini tam olarak kazanamadı. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına anayasaya aykırı olduğunu bilerek "evet" oyu vermesi, birçok kişi için "siyasi bir intihar" veya "iktidara teslimiyet" olarak tanımlandı. Bu karar, muhalefetin elindeki en önemli savunma mekanizmasını kendi eliyle teslim etmesiydi. Bu hamlenin stratejik bir hata mı, yoksa başka bir ajandanın parçası mı olduğu tartışması, "Kılıçdaroğlu'nun asıl ajandası neydi?" sorumuzu destekleyen en somut kanıtlardan biri. Parti yönetiminin belirli bir grup veya kimlik (Alevi) ekseninde şekillendirilmesi, CHP içindeki diğer kanatların (solcular, sosyal demokratlar...vb.) tamamen dışlanmasına ve partinin "tek sesli" ama "etkisiz" bir yapıya bürünmesine sebep oldu. Bu durum, partinin aslında bir "sosyal demokrat kitle partisi" olmaktan çıkıp, genel merkez kontrollü bir "kapalı devre sisteme" evrildiği iddiamızı güçlendiriyor. Bu bakış açısıyla bakıldığında, Kılıçdaroğlu sadece "seçim kaybeden bir lider" değil, "partinin genetiğiyle oynayan bir mühendis" gibi görünüyor.
Siyaset
Reklam
Güncellemeler neden oluyor?
Bu güncellemeler hep “artık 1k’da şunu görmek istemiyorum” diyen belli azınlık kitle yüzünden oluyor. Muhtemelen yine sırf onlar istedi diye mesela tekrar paylaşım özelliği kaldırıldı. Kardeş siz tam olarak ne olsun istiyorsunuz? Ayrıca bu lafım sana 1000Kitap Destek: Ne yaparsan yap bunları memnun edemezsin. Anasını satayım adam istiyor ki her şey onun istediği gibi olsun. Bu senin çalışma masan mı lan? Veya ne bileyim kendi odan mı burası? Hayır 1k’da dayınız mı var da her istediğinizi yaptırıyorsunuz anlamıyorum ki 😃
Fakir, garip ve sahipsiz insan, çoğu zaman ekmekten önce anlam arar. Kendisine bir cemaatte yer bulduğunda, yalnızca bir topluluğa değil, hazır bir hakikate de sığınmış olur. Artık düşünmek zorunda değildir; çünkü onun adına düşünülmüş, onun adına hüküm verilmiş, onun adına doğru ile yanlış ayrılmıştır. Sürü için en büyük günah şüphedir. "Ya aksi doğruysa?" sorusu daha doğmadan boğulur. Kitaplarda çizilen çerçeve, liderlerin işaret ettiği ufuk ve cemaatin uygun gördüğü hayat, tek mümkün yol olarak sunulur. Kendi gözleriyle bakmak tehlikelidir; çünkü bağımsız bakış, sürünün dilinde sapkınlığın ilk adımıdır. Böylece insan, kendi içindeki kuvveti küçümlemeyi tevazu zanneder. Kendi iradesinden vazgeçmeyi teslimiyet sayar. Kendi aklını susturmayı ise iman diye över. Lider yükseldikçe insan küçülür; lider kutsallaştıkça insan silikleşir. Bir noktadan sonra lider artık yalnızca bir insan değildir; ilahi iradenin yeryüzündeki gölgesi, hatta ölümünden sonra bile kaderleri yöneten görünmez bir el hâline gelir. İşte sürü ahlakının en büyük ustalığı burada ortaya çıkar: İnsana zincirlerini sevdirir. Ona itaatini kahramanlık, boyun eğişini erdem, yoksunluğunu ise seçilmişlik olarak sunar. Böylece insan, kendisini tüketen düzeni kurtuluşu sanarak alkışlar. Ve sonunda hayat geçer. Kendi gözleriyle göremeden, kendi sesiyle konuşamadan, kendi kaderini kuramadan... İnsan yaşadığını zanneder; oysa yalnızca başkalarının ona biçtiği rolü oynamıştır. Sürü onu avutmuştur, fakat büyütememiştir. Teselli etmiştir, fakat özgürleştirememiştir. Kısaca Korkak ezik ve güç toplamaya muhtaç olan sürü bireyi kendini dünyada ve ahirette kurtaracak bir sürü de hem de seçilmiş olarak bulunduğuna inandırılmış olduğundan aslında Kimse onu dürtmese bir anlamda mutlu bir şekilde ömrünü tamamlar. Adnan
Psikoloji
Lise arkadaşlıkları sinir bozucu.Nadiren de olsa muhabbet edeyim, sosyalleşeyim diyorum.Damn! Cidden sadece ağzımdan laf almaya çalışan, yapışık ve lüzumsuz samimiyetleri olan bir kitle var.Abi tamam karakteriniz oturmadı, benim de oturmadı tam olarak inkar etmiyorum ama bir insan bu kadar soyut olur bu gerçek hayattan, bu kadar mı kendini bilmez.d Ulan hayatınızın sonuna kadar ana baba parası mı yiyeceksiniz.Yazık vallahi :C .Allah'ıma bin şükürler olsun, yaz tatili girdi de kafa tatili yapacağım.Allah sizi düşmanımın başına vermesin.Ben kendi kendime takılmaya devam laaa.
Öylesine
Boğazda bir yumru, düğüm ya da takılma hissi oldukça yaygın bir durumdur ve tıp literatüründe buna "globus hissi" (globus pharyngeus) denir. Genellikle boğazda fiziksel bir engel ya da kitle olmamasına rağmen orada bir şey varmış gibi hissedilir…. Yoğun stres, üzüntü, korku ya da aşırı heyecan anlarında boğaz kasları istemsizce kasılır. Hani "üzüntüden boğazım düğümlendi" deriz ya, bu aslında tamamen biyolojik bir tepkidir. Ağlamamak için kendinizi sıktığınızda veya söylemek isteyip de söyleyemediğiniz şeyler olduğunda o bölgedeki kas gerilimi artar ve düğüm hissi yaratır.. (🥲)
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam