"Kızılelma Neresi?" hikâyesinde, Yeniçerilerle Sipahiler arasında bir savaş amacı olarak gösterilen "Kızılelma" sembolünün hangi memleketi ifade ettiği tartışılmaktadır. Eski törelerden gelme bu kelime, Osmanlı ordu geleneğinde, istilacı bir ülkü anlamı taşıyordu. Bu söz, muhtelif Osmanlı vakanüvislerinde, Künhiülahbar'da, "Evliya Çelebi'de de geçmektedir. Evliya Çelebi, Osmanlı Kızılelma'larının hangi ülkeler, şehirler ve yapıları kastettiğini söylemektedir. Ömer Seyfettin, bu hikâyesinde, Kızılelma'nın ordular için "uzak bir ülkü" olduğunu, bir genişleme politikasının zaferlerden öteye gittikçe uzaklaşan amacını ifade ettiğini anlatıyordu.
— Kızıl Elma neresi?
— Atınızın gittiği yer... Padişahım!
— Orası neresi?
— Neresi olduğunu ancak padişahım bilir...
Evet... Orası ne Hind ne Sind, ne Çin ne Maçin, ne Viyana, ne de Romaydı. Padişah, huzurundakilere:
— Gördünüz ya, dedi, üçünün de cevabında bir fark yok.
Hakikat bir! "Kızıl Elma" benim gitmek istediğim yer, işte...
Hakk'ın beni göndereceği yer...
Ömer Seyfettin ve Yazarlığı;
Ömer Seyfettin, asker bir baba ile asker kızı bir annenin çocuğuydu. Kendisi de Harbiye Mektebinde okudu. Orduda üsteğmen ve teğmen Olarak görev yaptı. Bu görevi
Artık "Kızılelma'ya, Kızılelma'ya" naraları çoğalıyor, taşıyor, daha ziyade yaklaşıyordu. Padişah, birdenbire, Hakkın kendini göndereceği yeri düşündü. Nihayet bulunmaz Hak yolunun, hakikat yolunun gittiği "Kızılelma" denen bu cennet kapısında Viyana, Roma, Hint, Sint, Çin, Maçin birtakım fani harabelerden başka bir şey miydi? Başını salladı. Arkasına dayandı. İri siyah gözlerini ufalttı. İlâhi, manevi bir zevke varmış gibiydi!