"Bezirgân" kelimesi köken olarak sadece ticaret yapan, kervanlar işleten büyük tüccarları ifade etse de, zamanla sosyolojik, kültürel ve edebi olarak çok daha katmanlı bir anlama büründü.
Bu kavramın farklı boyutları var...
Tarihi ve sosyolojik olarak ipek Yolu'ndan Osmanlı'ya, ticaret ahlâkından (ahilik kültürüyle çatışan veya uyuşan yönleriyle) kapitalizmin erken ayak seslerine kadar uzanan yönü de var bezirgânlığın...
Divan ve halk edebiyatında, özellikle de irfani şiir geleneğimizde "dünya bezirgânı" ya da "gönül bezirgânı" gibi metaforlar ile, liyakat ve karakter aşınmasına yönelik eleştirilerin merkezinde de yer alır bezirgân kavramı...
Modernliğin öne çıktığı bugünün dünyasında ise sadece mal değil; sadakat, makam, değer ve hatta fikir ticareti yapan modern bezirgânlar da sosyo-kültürel olarak göze çarpıyor artık, her toplumda...
Bugünün dünyasında bezirgânlığın en can alıcı ve bugünün insanını en çok sarsan yönü; "edebi, felsefi ve modern katmanların kesiştiği o "karakter ve değer ticareti" boyutu olsa gerek...
Tarihteki klasik bezirgân, en nihayetinde bir malı alıp satan, kâr peşinde koşan somut bir aktördü. Belki terazide hile yapardı, belki stokçuluk yapardı ama neyi alıp sattığı belliydi.
Ancak bu kavramı felsefi ve sosyolojik bir süzgeçten geçirdiğimizde, asıl tehlikeli olanın "gönül ve değer bezirgânlığı" olduğunu görüyoruz.
Klasik edebiyatımızda ve irfan kültürümüzde dünya metasına tamah eden, liyakati, samimiyeti ve insanî özü bir kenara bırakıp her şeyi bir alışveriş nesnesine dönüştüren zihniyet sertçe eleştirilir.
Bugüne geldiğimizde bu zihniyet modern görünümüyle kılık değiştirmil görünüyor. Artık sadece kumaş veya baharat satılmıyor; "makamlar, sadakatler, fikirler, ilkeler ve hatta şahsiyetin kendisi" birer pazarlık unsuru haline