Tam da beş yıl önce yine buhranlı bir akşamda kararlar alıp bir de bu karara uyacakmışım gibi kamuoyuna açmışım :) eğer size bir mesaj geldi diye bildirim gelmese uygulamaya da girer miydim bilmiyorum (: hatırlıyorum bir link vardı ve o linkte sırayla tüm klasik kitaplar vardı, demiştim yaparsın hadi oku. Sonra ekrandan okumak zor geldi, tez süreci, pandemi gibi şeyler de araya girince yalan oldu tabi. Şimdi ne linki hatırlıyorum, ne de yeniden bir şeylere başlama hevesim var.. Yayınevine de küskünüm..

Aynur Ağören

@Polikronikakademisyen
·
Hasan Ali Yücel klasikler dizisine başlamaya karar verdim. Bu kararımı da alfabetik sıraya göre yapacağım. Bakalım okumalarım nasıl ilerleyecek. Merakla başlıyorum :) Umarım çabuk biter
Çocuk Olmak
Kırılgan bir sevgi nesnesi olarak ebeveyn, çocuğun agresyonunu çoğu zaman simgeselleştirmek yerine sinsileştirir. Yani agresyonu adlandırılabilir, taşınabilir ve işlenebilir bir dürtü olmaktan çıkarıp suçlulukla, korkuyla ve bakım zorunluluğuyla örter.  Böyle bir durumda çocuk için agresyon artık doğrudan ifade edilebilir bir şey olmaktan çıkar; çünkü sevgi nesnesine yöneltilen agresyon, onu yıkma, kırma ya da kaybetme tehdidiyle eşdeğer hâle gelir. Bu durumda özne iki temel yola sapar.  İlkinde bütün agresyon, daha güçlü görülen ebeveyne yönelir. Ancak burada da agresyon çoğu zaman kendi ölçüsünü aşar; güçlü ebeveyn, çocuğun fantazmatik sahnesinde bütün kötülüğün taşıyıcısı hâline gelir. Böylece suçlama yoğunlaşır, sertleşir ve bazen hak ettiğinden fazla bir yük bindirilir. Çünkü çocuk burada yalnızca o ebeveyni değil, kendi iç çatışmasının taşıyıcısını hedef almaktadır. İkinci durumda ise, eğer diğer ebeveyni suçlamak yetmiyorsa ya da o ebeveyn de aynı şekilde kırılgan bir sevgi nesnesi hâline gelmişse, agresyon dışarıya yön bulamaz ve egoya geri döner. İşte burada agresyon öz-yıkıma dönüşür. Kendini suçlama, kendini cezalandırma, kendine zarar verme, depresif çökkünlük ya da başarısızlık tekrarları bu dönüşün klinik biçimleri olabilir. Freud’un melankolide tarif ettiği mekanizma burada işler: kaybedilen ya da saldırılamayan nesne ego içine alınır ve agresyon nesneye değil, ego içindeki temsiline yönelir.  Böylece özne kendi kendisinin düşmanı hâline gelir. Bu sürecin benzer bir varyantını postpartum depresyondan da görebiliriz. Burada anne, bebeğe ya da annelik konumuna yönelik agresyonuyla baş edemediğinde, bu agresyon bazen tersine çevrilir ve aşırı bakım biçiminde ortaya çıkar.  Yani anne bebeğe karşı öfke duyduğu ölçüde, bunu bilinç düzeyinde taşıyamaz
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
ALİYA’NIN ENTELEKTÜEL KAYNAKLARI VE DÜŞÜNSEL HARİTASI
Aliya yalnız bir siyaset adamı değil, felsefeyle yoğrulmuş bir düşünürdür. Düşünce dünyasında hem Doğu’nun hem Batı’nın en büyük isimleriyle konuşur: Kant, Dostoyevski, Nietzsche, Kierkegaard, Berdyaev, Gazali, İkbal, Nursî... Bu geniş yelpaze, onun “Doğu-Batı köprüsü” olma misyonunu entelektüel düzeyde açıklar. Kant’tan ahlak yasası, Dostoyevski’den vicdanın trajedisi, Kierkegaard’dan imanın cesareti, Gazali’den kalbin bilgeliği, İkbal’den eylemci iman kavramlarını alır. Ama hiçbiriyle özdeşleşmez; hepsini İslam’ın ahlak merkezli bakışıyla yeniden yorumlar. Kant’ın “iyi niyet”ini imanla temellendirir, Dostoyevski’nin “suç ve cezasını” affın merhametine dönüştürür, Nietzsche’nin “Tanrı öldü” çığlığına karşı “Tanrı’yı kaybeden insan, kendini kaybeder” der. O, klasik İslam düşünürlerinin çoğunluğundan da ayrılır, fıkıh temelli değil, ahlak temelli düşünür. “İman, insanın özgürlük içinde Tanrı’ya yönelmesidir.” Zindandan Notlar’da şöyle yazar: “Karanlıkta ışık aramaktan korkmayın. Işık, yalnızca karanlığa sabredenlere görünür.” Bu, onun entelektüel sabrının ve ahlaki bilincinin özüdür. Berdyaev’in “yaratıcı insan” kavramını “ahlaklı insan” kavramına dönüştürür; Heidegger’in “varlık kaygısı”nı İslam’ın “emanet bilinci”yle aşar. Böylece hem modern felsefeyle diyalog kurar hem de ona teslim olmaz. Doğu’nun sezgisiyle Batı’nın aklını birleştirir, ama sentezle değil, vicdanla. Mustafa Yeneroğlu KARAR 19/10/2025
Alıntı
Şimdi size soru sorucam yorumlara yazmak zorunda değilsiniz sadece kendi kendimize cevap verin ve değip değmiyceğine karar verin. Hayatınızdaki en önemli kişiler kim bu kişiler sizce gerçekten de bu kadar değer vermenizi, onlar için riskler alıp onları hayatınızda bulundurmanıza değerlermi? Bılıyom bu baya klasik ama bazen klasik lafları bile görüp düşününce bazı cevapsız sorılarınıza cevap bulabilirsiniz .
A'yân-ı Sâbite nedir?
A'yân-ı Sâbite, Hakk'ın ilminde ezelî olarak sâbit olan, henüz dış varlığa çıkmamış ancak "ne olacaksa o" olarak belirlenmiş eşyanın hakikatleridir. Klasik tabirle "a'yân-ı sâbite vâhidiyyet mertebesinde Hakk'ın ilminde sâbit olan suver-i ilâhiyye'dir". Hazerât-ı Hamse sıralamasında a'yân-ı sâbite, taayyün-i sânî olan vâhidiyyet mertebesindedir. Bu mertebe, ahadiyyet (taayyün-i evvel) sonrasında gelir ve âlem-i ervâh, âlem-i misâl, âlem-i şehâdet gibi diğer mertebelerden öncedir. A'yân-ı Sâbite, ilâhî isimlerin ve sıfatların eserleri, yüce Hakk'ın malumatı ve yüce harfler olarak da tanımlanır³·⁴·⁵. İbn Arabî'nin Fusûs'unda merkezî bir kavram olan a'yân-ı sâbite, Üzeyriyye Fassı'nın "kader" bahsinin yeridir. A'yân-ı sâbite, "lisân-ı isti'dâd" (kabiliyet dili) ile kendi varlığını Hakk'tan ister ve Hakk Teâlâ bu istek üzerine "kün" (ol) emrini vererek eşyanın dış varlığa gelmesini sağlar. A'yân-ı sâbite, zaman ötesinde bir tümel olup, zamana bağlı bir varlık haline geçecekse önce zamanın belirli bir anıyla irtibatlandırılır⁶. Zamana bağlı olarak taayyün eden a'yân-ı sâbiteye kader denir; bu, somut bir varlık olmak üzere hazırlıklarını tamamlamış bir a'yân-ı sâbitedir⁶. A'yân-ı sâbite, varlık kokusu almamış ve mahlûk değildir; çünkü o mertebe henüz zuhur mertebesi değil, Hakk'ın zâtıyla ve kendi zâtında ve ilminde olan programıdır¹·⁷. Ruhânî latîf mahlûkiyet, zât mertebesinden sıfat mertebesine doğru olan yolculukta başlar ve a'yân-ı sâbite programına ef'âl âleminde anâsır-ı erbaa'dan bir elbise giydirilerek hayat sahnesinde "vücûd-u Âdem" olarak faaliyete geçer Kaynak: terzibabairfanmektebi.com
Tasavvuf
Her dil ki esir-i gam-ı hicrân olmaz Şayeste-i zevk-i vasl-i cânân olmaz Her derd ki var var dermânı veli Bi-derdlerin derdine dermân olmaz Fuzûli 🪶
Din İslam