Okurken çokta beklentiye girmeyin....
Puan vermedi·368 syf.·
2026 102. kitabı
Her klasikle dost olmak gerekmiyormuş. Bunu bana en net hissettiren kitaplardan biri Madam Bovary oldu. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey hayranlık değil, daha çok bir uzaklıktı. Flaubert'in kalemindeki ustalığı inkâr etmek mümkün değil; karakterlerin ruh hâllerini, dönemin atmosferini ve insanın bitmek bilmeyen arayışlarını büyük bir dikkatle anlatıyor. Ancak tüm bu ustalığa rağmen romanla aramda bir bağ kuramadım. Emma Bovary'nin mutsuzluğunu okudum, hayallerini okudum, hayal kırıklıklarını okudum. Fakat onun peşinden sürüklenemedim. Sürekli başka hayatların özlemini duyması, elindekilerle yetinememesi ve mutluluğu hep başka yerlerde araması bir noktadan sonra beni karaktere yaklaştırmak yerine ondan uzaklaştırdı. Onu anlamaya çalıştım ama sevmeyi başaramadım. Belki de beni en çok zorlayan şey, romanın bende herhangi bir duygu uyandıramamış olmasıydı. Ne öfke, ne üzüntü, ne de merak... Sayfalar ilerledikçe hikâyenin içine girmek yerine dışında kaldığımı hissettim. Kitabı bitirdim ama karakterler benimle birlikte gelmedi. Yine de bu, kitabın kötü olduğu anlamına gelmiyor. Neden bir klasik olarak kabul edildiğini anlayabiliyorum. Sadece bazı kitaplar hayranlık uyandırırken bazıları okuruyla aynı frekansta buluşamıyor. Madam Bovary benim için edebî değerine saygı duyduğum ama kalbimde yer açamadığım kitaplardan biri... Keyifli vakitler dilerim...
Madam BovaryGustave Flaubert · Ema Yayınları · 201740,8bin okunma
Rencide Ruhların İzinde...
Puan vermedi·228 syf.··
2026 7. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 02:26
Alper Kamu.... Nietzsche okuyan, varoluşsal sancılar çeken, mahallenin absürt olaylarını bir filozof edasıyla yorumlayan ama günün sonunda hâlâ beş yaşında bir çocuk olan muazzam bir karakter. Onun zihninde gezinmek inanılmaz keyifli. Bir yandan mahalle kültürünü ve trajikomik insan ilişkilerini ele alırken, diğer yandan gizemli bir cinayeti çözmeye çalışıyor. Canıgüz, kara mizahı edebiyatımıza o kadar iyi yediriyor ki okurken hem kahkaha atıyor hem de hayatın absürtlüğüne kafa yoruyorsunuz. Yazarın kelime oyunları, felsefi göndermeleri ve ironik üslubu sayfaların su gibi akıp gitmesini sağlıyor. Polisiye örgüsünün arkasına saklanmış şahane bir büyüme (ya da büyüyememe) hikayesi. Klasik anlatılardan sıkılan, hem zekice kurgulanmış bir mizah arayan hem de hayata dair felsefi bir tat yakalamak isteyen herkesin mutlaka şans vermesi gereken, nev-i şahsına münhasır bir yapıt. Benim için kesinlikle unutulmazlar arasında..
Oğullar ve Rencide RuhlarAlper Canıgüz · Alfa Yayınları · 202013,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·320 syf.··
2026 21. kitabı
Aynı Yıldızın Altında Aynı Yıldızın Altında (The Fault in Our Stars), ilk bakışta iki kanser hastası gencin hüzünlü aşk hikayesi gibi görünse de, aslında arka planda çok daha derin varoluşsal soruları tartışan bir modern klasik. ​John Green, trajik bir konuyu ajitasyon yapmadan, mizah ve felsefeyle harmanlayarak anlatmayı başarıyor. John Green, Shakespeare'in Julius Caesar oyunundaki "Kusur yıldızlarımızda değil sevgilim, bizde" sözüne nazire yaparak romana bu ismi vermiştir. Kitap bize kaderin (yıldızların) bazen adil olmadığını, kusurlu olduğunu ancak bu adaletsizliğin içinde bile sevginin, dostluğun ve dürüstlüğün yaşamı seçmeye değer kıldığını anlatır. Kitap 315 sayfa ve ben bu romanı sadece dört saatte bitirdim. Kitap öyle alıp götürüyor, öyle içine çekiyor ki insanı kitaptaki karakter oluveriyorsunuz. Kitabın sonlarına doğru kan çanağına dönene kadar gözlerim yaş döktüler. Kitap ben de büyük bir yer edindi. ''Seni anlatan kitap hangisi?,, diye sorsalar hiç düsünmeden bu romanın adını vereceğim. Böyle hissettiğim için mutluyum, kitabımı bulduğum için mutluyum Yüreğimden gelerek tavsiyemdir. Keyifle Okumalar !
Edebiyat
Aynı Yıldızın AltındaJohn Green · Pegasus Yayınları · 201726bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 31. kitabı
Zavallı Necdet’i bitirdikten sonra elimde kitap, bir süre öylece oturdum. Gerçekten “zavallı” kelimesi bu romana cuk oturuyor. Safvet Nezihi, 1902’de tefrika edilen bu romanında Necdet Feridun adlı yakışıklı, sarı saçlı, mavi gözlü, zengin ve biraz da hovarda bir gencin hayatını anlatıyor. Adamın hayatı Beyoğlu’nun eğlenceleriyle, kadınlarla, keyifli günlerle geçerken bir gün karşı köşke Meliha taşınıyor. Piyano sesiyle başlayan o meşhur aşk, yavaş yavaş Necdet’in bütün hayatını ele geçiriyor. Kitap aslında klasik bir üçgen aşk hikâyesi: Necdet – Meliha – Müzehher. Ama Safvet Nezihi bunu öyle bir duygusal yoğunlukla yazmış ki, okurken yer yer içim sıkıldı, yer yer de sinirlendim. Necdet’in sürekli kendi içinde gidip gelmeleri, bir an Meliha’ya deli gibi âşıkken diğer an başka bir kadının etkisinde kalması… Adam resmen duygularının kölesi. Bazen “ulan topla kendini” diye içimden bağırdım. En çok hoşuma giden tarafı, dönemin İstanbul’unu (özellikle Şişli, Feneryolu, Beyoğlu) çok canlı betimlemesiydi. Köşkler, piyanolar, gaz lambaları, arabalar… Okurken kendimi o yıllarda hissettim. Dil de o kadar ağır değil; akıcı, duygusal ve yer yer fazla dramatik. Tam tefrika romanı tadında, insanı sayfaları çevirmeye zorluyor. Karakterler biraz siyah-beyaz çizilmiş. Meliha’yı neredeyse tamamen olumsuz, Müzehher’i ise melek gibi göstermiş. Necdet de aşırı “zavallı” yapılmış; sürekli pişmanlık, vicdan azabı ve çaresizlik. Bu yüzden biraz melodram havası ağır basıyor. Ama 1900’lerin başında, halkın çok sevdiği bir eser olması da anlaşılır. İnsan o dönemde bu tarz duygusal, acıklı aşk hikâyelerine bayılıyordu. Kısacası Zavallı Necdet, kusursuz bir edebiyat şaheseri değil ama çok samimi, çok duygusal ve akılda kalan bir klasik. Özellikle Türk edebiyatının o eski romantik dönemine
Zavallı NecdetSafvet Nezihi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20215,2bin okunma
NASIL YAŞANIR?
7/10
·432 syf.·
2026 14. kitabı
Roger-Pol Droit, 1949 Paris doğumlu, Fransız filozof, gazeteci, eğitmen ve yazardır. École Normale Supérieure de Saint-Cloud'da öğrenim görmüş. Felsefe alanında öğretmenlik yeterliliği derecesine, felsefe doktorasına ve araştırma yönetme yetkisine sahip. İlk makaleleri 1972 yılında, 23 yaşında henüz bir öğrenciyken Le Monde gazetesinde yayımlanmış. Berck ve ardından Honfleur liselerinde öğretmenlik yapmış. 1989'dan itibaren CNRS'te araştırmacı ve üniversite profesörü olarak görev almış. İlk olarak Hegel ve Marx Üzerine Araştırma ve Dokümantasyon Merkezi'nde, ardından Jean-Pépin Merkezi'nde çalışmış. Ayrıca Le Monde Des Livres, Les Échos, Le Point ve Clés yayınlarında köşe yazarlığı yapmaktadır. Droit’nın araştırmaları, Batı düşüncesinde "öteki"nin temsilleri üzerine odaklanmaktadır. Felsefeyle, edebi ve şiirsel yaratıcılığın kesişim noktasında yer alan alışılmışın dışında, oyunbaz ve kimi zaman şaşırtıcı görünen daha kişisel metinleriyle geniş kitlelerce tanınıyor. Bu tarzın ilk örneği, 24 dile çevrilen ve televizyona da uyarlanan "101 Gündelik Felsefe Deneyimi" adlı eseridir. Droit, bazıları geniş kitleler nezdinde büyük başarı yakalamış olan felsefe ve fikir tarihi üzerine 30’a yakın kitabın sahibi. "Düşünürlerin Eşliğinde (1998)", "Kızıma Dinleri Öğretiyorum (2000)", "101 Gündelik Felsefe Deneyimi (2001)", "Kızıma Felsefe Öğretiyorum (2004)", "Dostlar Arasında Küçük Felsefe Deneyimleri (2007)", "Kısa Felsefe Tarihi (2008)", "Felsefeyle Saadet Olmaz (2015)", "Yalnızca Bir Saatim Kalsaydı (2014)", "Filozoflar Nasıl Yürür? (2016)" ve son olarak "Alice Fikirler Diyarında (2025)" eserlerini yazmış. Droit, geçen yıl yayımladığı bu romanıyla felsefeyi her yaştan okura sevdirmek adına Lewis Carroll'ın klasik kurgusunu felsefi bir zemine taşımış. Harikalar Diyarı’nın yerini kavramların, mantık
Edebiyat
Alice Fikirler DiyarındaRoger-Pol Droit · Domingo Yayınları · 202631 okunma
“Siyah Lale”
8/10
·226 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 11:44
16. Yüzyılda Hollanda’da yaşanan Lale Çılgınlığı’na (Tulipomania) ithafen yazılmış bir eser; insanların bir lâle soğanı uğruna servetler feda ettiği bir dönem.. Hollanda tarihinin en çalkantılı yıllarında çiçek yetiştiriciliğiyle uğraşan Doktor Cornelius von Baarle’nın en büyük amacı, Haarlem Çiçekçilik Cemiyeti’nin açtığı yarışmada genetik açıdan üretimi zor olan en güzel Siyah Lâle’yi yetiştirmektir. Fakat kıskanç komşusu İsaac Boxtel’ın iftirası sonucunda işlemediği bir suçtan ötürü ömür boyu hapse mahkûm olur, idamdan kıl payı kurtulur. Ama hep umutludur, çünkü yanında getirdiği lâle soğanlarıyla ekeceği büyük hayalleri vardır. Tek güvendiği üç soğanı ve biricik Rosa’sı. Bu romanda iyilik timsali Rosa’nın karşısında kıskançlığıyla, iki yüzlülüğüyle ve aç gözlülüğüyle nam salmış Boxtel karşımıza çıkar. Kendisi de lâle yetiştiricisi ama en iyi Siyah Lâle’yi yetiştiremez, bu yüzden kin ve nefret silsilesi başlar. Cornelis’e tuzaklar kurar, onun peşinden sürgüne gider, ardında her şeyi bırakarak. Tek gayesi Siyah Lâle’yi çalıp 100 bin Florinlik büyük ödülün sahibi olmak. İstediğine kavuşur mu? Öyle bir sonu var ki hikâyenin, mucize dedikleri bu olsa gerek.. En savunmasız, en çaresiz anı da öyle güzel tasvir etmiş ki yazar, son ana kadar merakla okudum.. Geneline bakacak olursak, Lâle üzerinden de çok şey öğreniyoruz aslında; başta sabretmeyi, vazgeçmemeyi, umudu ve aşkı. Kitapta en güzel kısımlardan biri, Cornelis’in lâlelere olan sevgisi ile Rosa’ya olan aşkını karşılaştırarak sorgulaması.. Bir Lâle’nin olduğu kadar narin ve dokunaklı bir hikâyeydi. Bunu da ancak Monte Kristo Kontu’nu yazan ufku geniş Alexandre Dumas yazabilirdi. Okumanızı tavsiye edeceğim güzel bir klasik…
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma