Halk, karanlık bir cehalet içindeydi, çağdaşlarına kıyasla azıcık bilgisi olan, alfabeyi söken herkes, hiç değilse cübbesi ve kafasının tıraşı ile, kiliseye mensuptu. Bu itibarla bütün aydınlara kler dendi. Kiliseye bağlılık birçok imtiyazlar sağlıyordu: Papaz olan köle, hürriyete kavuşurdu; şehirli için daha sakin bir yaşayış demekti papazlık, haraçlardan, saldırılardan kurtulmak demekti. Papazlann bir başka imtiyazı da kilise adaletine bağlı olmaktı, beylerin, subaşların adaletinden çok daha yumuşak ve insancaydı bu adalet. Hükümdarlar, maarifin yayılmasına o kadar teşne idiler ki, okuma yazma bilen mahkûmların çok defa hayatı bağışlanırdı. Bütün mevkiler, bütün makamlar kilise mensuplarjnındı. Rahipler yalnız bakan, yalnız elçi, yalnız müşavir değildiler; bugün tamamen din dışı kimselerin işi olan meslekler de onlann tekelindeydi: avukatlık, üniversite hocalığı, noterlik, doktorluk gibi. Serbest meslekle uğraşanlar ancak XIV. asrın sonlarında evlenme izni alabildiler. Rahiplerle rahip olmayanların ayrılışı o asırda başlar. Rahiplerin sayısı azalır ama yine nüfuzludurlar; mahkemelerde, krallık divanlarında ağır basarlar. İhtilâle kadar sürüp gider bu durum. Kilise kurallarından kurtulan, bekârlığı reddeden nice kler, kilise adaletinden faydalanmak için klerliğe bağlı kalır. Kilise de bu sadakat gösterisini hoş karşılar, böylece her meslekden kler türer: zanaatkâr kler, bezirgân kler, savaşçı kler, asil kler, evli kler... Hükümdarların iktidarı arttıkça, kilise mahkemeleri önemini kaybeder, yalnız papazların dâvâsına bakar bu mahkemeler. Ve kler kelimesi artık aydın mânâsına değil, bu gün olduğu gibi noter yamağı, avukat adayı anlamına gelir..