yedi kat göğün yetimiydin göğsümde yol kokusu başın
şimdi kimin sesinde uyuyor
kimin ırmağındasın
o dağdan bu ovaya sürdüğün at şimdi kimin ağacına bağlı
yeşerdimi tarlan acı kök tadın aldın mı dünyadan
bir avlunun karanlığından bakıp
her aşk kusur soyundandır dedin mi her kapıda
Bahçıvanlar önce bir bahçe kiraladılar , sonra o bahçeye gelişigüzel çiçek tohumları ektiler. Çok güzel çiçekler filizlendi ama içlerinde yaban otları da vardı. Yaban otlarını sevmediler ,yoldular ama çiçeklerin köklerine zarar da verdiler . Yaban otları bahçeden atıldı . Çoğu soldu . Bir tanesi bahçenin dışında kök salmayı başardı. Yaprakları delik deşikti, solmasını bekliyordu bahçıvanlar . Aynı zamanda güzel çiçeklerine de özen gösterdiler ,onların miraslarıydı o çiçekler. Çiçekler büyüdü ama bahçıvanları hayal kırıklığına uğrattılar. Tohum vermediler ve satılmadılar, bahçıvanlar zarardaydı. Bahçeleri tarumar oldu . Baktılar ki o bahçeden atılan ,kök salan yaban otu direnmeyi öğrenmiş . Bunun üzerine bahçıvanlar yaban otuna "nasıl başardın ,çiçeklerimize o kadar emek verdik ama olmadı ,seni bahçeye geri alalım. Çiçeklerimize de öğret direnmeyi"dediler . Yaban otu da aptaldı kabul etti , onu sevsinler diye çiçeklere direnmeyi öğretmeye çalıştı. Bahçıvanlar arka planda kaldıkça yaban oyuna nefret duymaya başladılar ve onu tekrar bahçeden attılar. Yaban otu yine kök saldı ama bu defa bütün bahçenin etrafını sardı. Bahçıvanları zehirleyip çiçeklere kıyamadı. Ama çiçekler de nankördü . Yaban otu bütün bahçeyi ele geçirip çiçeklerin ölümünü izledi . Bundan acı duysa da devam etti. Kendi bahçesi olduğunda yaban otlarını da çiçekten saydı ve sevgililerin birbirine armağan ettiği buketteki yaban otları ,yapraklar böylece meşru oldu.
İncile zebura kuraana selam olsun
Kadınların hiç bir zaman bitmez işi çay topla çuvallara ayır alım merkezine taşı otur ayıkla hep alacaklı görünen emekliye ayrılmayan bir toprak işçisi olarak kal
Atlas sayı 103 ekim 2001
Esme kadın eski lazlardan karadenize kök salan ayağı toprağa sabit basan kararlı adımlarla yürüyen osmanlıya saygılı kökü rizede sağlam eski tüfek bir rum kadınıydı Hz Muhammede saygılı olsada incile
iman ederdi bak Nefsani oğlum biz kadınlar sabır taşı misaliyiz al şu karadenizin çayından iç nefesin ısısın uzun yoldan gelmişsin ayacıkların üşümüş sıcak çay insanı sohbete ısındırır
Karadeniz dağlarında bizim işimiz hiç bir zaman bitmez önce tarlayı eker sonra bir fidan gibi çocukları tarlaya dikeriz bizim çocuklar kadınlar tarla fidanıdır tarlada büyürler buranın rumları önce fidanı
sonra erkeğini ve bebelerini büyütür ve ancak ölümce mola verir gülümser tebessüm eder bak ha şu çayları görüyon bunları tek başıma ayıkladım saban bizde traktör bizde irkekler desen Alaman
gurbetinde rızık peşinde onda sonra kalktı yerinden hakkın asası ile Rum esme kadın ha uşak bu karadeniz bölgesinin türkiyenin oksijen deposu yeşil florası en güzel bölgelerinden biridir ve şu duayı
edip Hz isayı incili övdü Türkiyemize yeşillik veren en zengin güzelliklere sahip olmayı bize nasip eden ve bizi yazın serinletip kışın ısıtan Allaha hamd olsun Nefsani sözü tamamladı Musaya isaya Hz Muhammede salat selam olsun es selam
Bir kalem dikin toprağımaİki ucu da açılmış sipsivriBir elime bir gece yapraklarınaBir kalem dikin toprağımaTam da erken bahar vaktiAzar da kök salar belkiElim gece yapraklarınaBir kalem dikin mezarımaYan yana gelmemişHulki Aktunç
Osman Kök
Osman Kök
Bugünden geriye baktığımda hayatlarımızın ve kaderlerimizin nasıl da en küçük rastlantılara bağlı olduğunu açıkça görüyorum.
Âdem'den Önce
Jack London
Osman Kök Osman Kök
Hayatta en büyük bela
Küçük dediklerinden başına gelir
Harama sunma elini dilini sakınmazsan
Koruyamazsın kendini bela ve musibetten
Ne kadar da kıt görüşlüymüşüz; biz işte, Halk.
Âdem'den Önce
Jack London
Osman Kök Osman Kök
Kıt görüşlü insana nasihat dinletemezsin sen ne kadar gardaş desende o hiç bir zaman uzatığın eli tutmak bilmez