Sakın kıymetini düşürme, gereksiz yere taviz verme. Acil elden çıkarılması gereken bir şey değilsin ki elde kalasın! Korkma akmazsın, kokmazsın, bayatlamazsın!
"Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir."
"- Değerini bilmeyenlerin elinde oyuncak etme duygularını. Onlar incik boncuk oynayasın. Sen incik boncuk musun ki oyuncak olasın?"
Gün gelir devran döner mi bilemiyorum ama her iyiliğin ya da kötülüğün karşılığı alınsaydı bu dünyada, zaten gerek kalmazdı ne cennete ne cehenneme ölümden sonra! Hem cehenneme de odun lazım ayrıca!
Birilerinin kalbini kırdığı için mutlu olanlar bilmeliler ki bugün "muhtelif yerlerinde kullandıkları kına işe yaramayacak gün gelince vicdanlarında!
Ki bir gün, "insanlık" iddiası olan herkes, ister istemez hesaplaşmak zorunda ardında bıraktıklarıyla!
-Her insanın doğumundan itibaren sahip olduğu varsayılan- iyi duygulara gönderme yapılarak toplumumuz rahatlatılmaya çalışılır; bizimki kırılgan bir toplumdur; bir yandan ahlaki saygınlık denizinde boğulmakta, bir yandan, hoşgörüsüzlüğün ve baskının çıldırmış virüsü tarafından gündelik gerçekliklerce tüketilmektedir. Hoş görmeyi öğrenelim! Hoş görün! Hoş görelim! Hoşgörü kültürü, huzur kültürü yaratalım! Tabii ya; hoşgörünün peşinde, en sadıklarının adı huzur ve bağışlama olan, kalabalık bir maiyeti vardır! Görünürde uğurlu, soylu olan bu laf kalabalığıyla karşılaşınca aklıma bazı canlı, taze su bitkileri -su sümbülleri örneğin- gelir: Bunların kökleri suyun içinde serbestçe yüzerler ama bitkinin gayet sağlam duruşlu ve taze gülleri andıran çiçekleri üzerinde bir kurbağa bile durabilir: Bunlar mercanada değil, akıntıya kapılmış enkaz gibidirler; rüzgâr ya da akıntının karmaşık oyunu onları nereye sürüklerse, oraya giderler. Ya da pek sevdiğim o eski korkulukları düşünürüm: İki süpürge sapını artı şekline sokup üzerine eski bir gömlek giydirip, tepesine de patlak top üzerine geçirilmiş perişan bir hasır şapka taktın mı olur sana korkuluk. -Artık ne serçeleri, ne sığırcıkları, ne kargaları korkutabilen- korkuluk var olmayan bir insan taklidi yapar; su üzerinde yüzen bitkinin var olmayan bir kök üzerinde durması da bunun gibidir. Bunların her ikisi de asılı kalmış durumlardır; bir boşluğu, bir yokluğu gizleyen gerçekliklerdir.