#fundaokuyupyorumluyor
Mutluluk Ormanı'nda devasa bir porsuk ağacı vardı, bu ağaç yaklaşık iki bin yaşındaydı. Küçük kırmızı meyveleri güneş ışığında pırıl pırıl parlarken sonbaharda esen sert bir rüzgar, devasa porsuk ağacını ve üzerindeki meyveleri sağa sola savurdu.
Küçük kırmızı meyve sarsılmanın şiddeti ile anne ağacın dalından düşerek uzaklara sürüklendi.
Minik meyve kendini toprağın şefkatli kollarına bıraktı, toprak onu sarıp sarmaladı, yağmurlar ona besin oldu ve zamanla tohum çatladı ve filizlenmeye başladı.
Artık o da bir minik bir porsuk ağacı olmuştu. Yanına sığırcık kuşu geldi ve ona Woody ismini koydu.
Woody, neşe dolu genç bir porsuk ağacıydı. Dallarına kuşlar konan, rüzgarda yapraklarını döken, zamanı gelince meyveler veren bilge bir ağaçtı.
Rüzgâr savurur, insanlar zarar verir, hayat bazen köklerinden sarsar ama yine de bahar gelmeyi asla bırakmaz. Çünkü yaşam bir yolculuktur. Belki de mesele, ne yaşadığımız değil; neye tutunmayı seçtiğimizdedir.
Doğayla kurduğumuz bağı unuttuğumuz her an, biraz daha eksiliyoruz hayattan. Ama bu hikâye hatırlatıyor; köklerimiz hâlâ orada ve biz istersek yeniden tutunabiliriz.
Yazarın da dediği gibi:
"Eğer vazgeçmezseniz bahar gelmekten asla vazgeçmeyecek."
Küçük gibi görünen ama kalpte büyük iz bırakan kocaman bir masal. Okurken siz de kendinizden mutlaka bir şeyler bulacaksın. 8 yaş ve üzeri herkesin okumasını önemle tavsiye ederim
Kitapla ve sağlıkla kalın