10/10
·400 syf.··
2026 108. kitabı
Fatma Erdek Kara Kış Beyaz Düş Selim,annesiyle Zeynep in hayatına babasının ölümünden sonra üvey baba olarak girdiği andan itibaren Zeynep,Selim e karşı hep mesafeli ve soğuktur.Ergenlik döneminde Selim in kendisine hissettiği duyguları öğrendiğinde midesi bulanır.Zeynep in en güzel yıllarında ruhunda kara bir delik açar hatta sevdiği adam ile arasına girer ve hayatı zehir eder.Zeynep te bulunduğu şehri terk eder ve hayatını başka bir şehirde başka insanları kendine aile olarak seçer. Annesini o elim hastalıktan kaybettikten sonra bir zamanlar kaldığı o ev Zeynep e yabancı olur.Kendisini limon ağacının dallarına benzetir ama kendisini tutacak,bulunduğu yere bağlayacak hiçbir kökü olmadığını görür ta ki karşına Yüzbaşı ve Karkız çıkına kadar. Kadının adının olmadığı Erzurum,Narman a tayini çıktığında,Hasan Amca,hasretini çektiği şefkatli elini uzatır.Hakime Hanım!ı hep göçmen kuşlara benzetir. Gururlu bir adam olan Hasan Amca,torunu Akgül den,Zeynep e bahsettiğinde,bir yardımcıya ihtiyacı olmamasına rağmen yanına çağırır,kendine yoldaş olmasını ister.Karkız ile tanıştığında kendi yirmi altının kışında,Akgül ise on altısında tamda hayatının baharındadır. Akgül doğmadan babası öldüğü için,kızı daha doğmadan lanetli ilan etmişti. Yedigi her lokmanın,içtiği her çorbanın hakkını ödeyebilmek için daha çocukken çalışmaya başlamıştı.Karkız yani Akgül,buna rağmen sığıntı gibi iliştiği sofrada fazlalık sayılmış,elini uzattığı her lokma,tabağa uzanan her kaşık boğazına takılmıştı çünkü o doğarken onun alnına ondan habersiz yetim yazılmış Saplantılı üvey babası yüzünden aşka düşman olan Zeynep,Yüzbaşı yı tanıdıkça ondan etkilenir.Zeynep e göre askerler sert yapılı adamlar olsada Güven Yüzbaşı tüm bu önyargılarını yıkmıştır.Yüzünde ki o samimi,sıcak tebessüm Zeynep e huzur verir ve adı gibi
Kara Kış Beyaz DüşFatma Erdek · Ephesus Yayınları · 2026386 okunma
Ayak uydurmamak cezasız kalmaz...
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:25
Spoiler içerir️️️ Albert Camus'tan ilk okuduğum kitap ve bu kitabı seçtiğim için de çok mutluyum. Kitabı okumadan önce yazarla ilgili bir araştırma yapmıştım. Bu kitap resmen yazarın bakış açısının tam bir özeti. Kitabın ilk bölümünde anlatılan olayın aslında kahramanı tam olarak anlatmak adına yazılmış bir örneklem olduğunu anlıyorsunuz. Toplumla keskin bir savaş halinde olan bir insanın topluma nasıl yabancılaştığı gözler önüne serilmiş. Aslında koku, sıcaklık, tat gibi bir çok duyusal dış etkene fevkalade hassas bir adamın, toplumun duygusal çağrışımlarına kulak asmayışını, sırf toplum istiyor diye ya da topluma ayak uydurmak adına olduğundan farklı görünmeyişini okumak insanın içinde ki asi ruhu ortaya çıkarsa da aykırı bir yaşamın toplum tarafından nasılda görmezden gelinemediğini çok güzel anlatıyor. Cinayetten yargılanan bir adamın, yargılanma sürecinde, işlediği cinayetten çok annesinin ölümüne duyarsızlığı yüzünden cevaplamak zorunda kaldığı sorular, felsefi açıdan toplum tarafından zaten idama mahkum edildiği ve bunun cinayetle alakasının olmadığı fikrine kapılmama neden oldu. Toplumun cinayet işleyen insanla evrene karşı kayıtsız olan insanı aynı kefeye koyduğu görüşü çok güzel işlenmiş kitapta. Yazar ile ilgili yaptığım araştırmada dikkatimi çeken başka bir konu ise "absürd" kavramıyla çok fazla ilgilendiğiydi. Kahramanımız da absürd kavramını mükemmel bir şekilde sembolize ediyor. Okuduktan sonra kafamda oluşan yek pare soru: Toplumun beklentilerini yerine getirmek daha kolay bir yaşam sunuyorsa tutsaklık özgürlükten daha mı çok mutlu eder insanı?
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·72 syf.··
2026 37. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 10:57
Bir Vatan Nasıl Sevili ~ Oxana Timofeeva Timofeeva, Sovyetler Birliği’nin çöküşüne tanıklık etmiş bir filozof, düşünür. Bu yüzden Bir Vatan Nasıl Sevilir yalnızca vatan fikrini değil, dağılmış bir ülkenin ardından hafızanın, kimliğin ve aidiyetin nasıl değiştiğini de sorgulayan bir kitap. Altını çizdiğim cümlelere bakınca aslında beni en çok çeken şeyin kimlik ile hafıza arasındaki gerilim olduğunu gördüm. Kitapta yazarın ilgilendiği şey daha kişisel bir yerde duruyor. Çocukluk, hafıza, dil, kökler. Ve insanın kendisini ait hissettiği o görünmez yer. Kitabı okurken en çok hoşuma giden şey, aidiyeti romantikleştirmemesi oldu. Ve şunu çok derinden hissettim: İnsan bazen doğduğu yere dönemez. Bazen dönmek istemez. Bazen dönse bile, yıllar önce bıraktığı o yeri yerinde bulamaz. Coğrafya değişir, sınırlar silinir, sokaklar başkalaşır. Ama çocukluğumuzdan süzülüp gelen bir koku, mutfaktan yükselen o tanıdık yemeğin buharı, yarım yamalak hatırlanan bir ninninin ezgisi veya bir kelime, içimizde bir yerlerde inatla yaşamaya devam eder. İşte o an en sarsıcı gerçeği fark ederiz. Vatan haritada değil, hafızadadır. Timofeeva’nın metni, bana sınırların ve siyasetin ötesine geçip kendi içimdeki o görünmez yurdun izini sürdürdü. Aidiyeti coğrafyadan koparıp hafızaya teslim eden, köke dair muazzam bir okuma deneyimiydi. Kısacık bir kitap ama içinde büyük anlamlar taşırken okura da şu soruyu sorduruyor; İnsan doğduğu topraklara mı aittir, yoksa anılarını, kokularını ve hafızasını biriktirdiği yere mi? Nedense vatan söz konusu olunca, efkarlanıyorum ben Herkese keyifli okumalar dilerim, sevgiyle
Bir Vatan Nasıl SevilirOxana Timofeeva · Tetes Kitap Yayınevi · 202523 okunma
Puan vermedi·254 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
Bu kitabı okurken kendimi yağmur sonrası toprağın kokusuna bırakmış gibi hissettim. Jonah Axon’un Petrikor’u, yalnızca bir hikâye değil; içimdeki boşluklara dokunan, kaybolmuş yanlarımı görünür kılan bir yolculuk oldu. Her sayfa, loş bir ışıkta açılan bir kapı gibiydi; ardında hem korku hem umut, hem yokluk hem de varlık vardı. Haritalarda olmayan bir ülke, aslında içimdeki sessizliğin bir yansımasıydı. Petrikor kokusu, ruhumun özüne dönüşünü simgeledi. “Ben kimim?” sorusu, her satırda yeniden yankılandı. Şiirsel ve dramatik bir dil, beni kitabın içine çekti. Kitabı kapattığımda zihnimde yalnızca bir koku kaldı: yağmur sonrası toprak… O koku, yokluğun içinden doğan varlığın en saf hatırlatıcısı oldu. Petrikor, benim için bir roman değil; bir içsel yolculuk, hem düşündüren hem de büyüleyen bir deneyim.
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202676 okunma
Varla Yok Arasındaki Puslu Labirent
10/10
·256 syf.··
2026 221. kitabı
Zamanın dairesel bir labirente dönüştüğü, gerçekle rüyanın, varlıkla yokluğun birbirinin kuyruğunu kovaladığı o tekinsiz taşra kasabasına hoş geldiniz. Hasan Ali Toptaş, Gölgesizler ile bize sadece kayıplarla dolu bir gizem anlatmıyor; o, kelimelerin kimyasını bozarak dilin sınırlarında dolaşıyor ve bizi kendi varlığımızı bile sorgulatacak muazzam bir edebi girdabın içine çekiyor. Bu roman, edebiyat tarihimizde eşine az rastlanır bir rüya tekniğiyle, silinen insanların ve geride kalan gölgelerin destanıdır. ​Toptaş’ın kalemi, bu eserde adeta bir berber usturası gibi keskin ama bir o kadar da tüy gibi hafiftir. Bir berber dükkanının aynasından yansıyan o puslu kasaba hayatında; berberin çırağı, muhtar, postacı ve ansızın ortadan kaybolan Güvercin, sıradan birer karakter olmaktan çıkıp varoluşun birer simgesine dönüşür. Yazar, öyle bir atmosfer inşa eder ki, sayfaları çevirdikçe kimin gerçekten yaşadığını, kimin sadece bir başkasının zihnindeki bir tasarımdan ibaret olduğunu ayırt edemez hale gelirsiniz. "Gölgesizler", adıyla müsemma bir şekilde, insanın modern dünyada ve kendi yalnızlığında nasıl silikleştiğini, nasıl birer gölgeye dönüştüğünü adeta ilmek ilmek işler. Roman boyunca akan o büyülü gerçekçi nehir, okuru bir gizemin peşinden koştururken aslında insanın kendi içsel boşluğuna doğru bir yolculuğa çıkarır. ​Okurken nefesinizi kesen şey, Toptaş’ın Türkçeyi bir enstrüman gibi kullanışındaki o muazzam ustalıktır. O, kelimeleri sadece yan yana dizmez; onlara ses, koku ve derin bir felsefi derinlik kazandırır. Kasabadaki o boğucu gizem, bir kadının aniden kayboluşuyla başlar ve bir köyün hafızasını yavaş yavaş yutarak genişler. Yazar bize şunu fısıldar: Asıl korkunç olan birinin gitmesi değil, geride bıraktığı o belirsiz boşluğun yaşayanları da yavaş yavaş yok
Duygu ve Düşünce
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202014,1bin okunma
3/10
·264 syf.··
2026 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 14:21
Kitabi okurken tek dusundugum; ben ne okuyorum ya? oldu… Kitabin basi cok daraltici, betimlemelerle okuyucuyu sogutan bi kitapti :( ortalara dogru biraz sardi okuyabildim ama sonlarda yine “ben ne okuyorum ya” diyerek bitirdim kitabi… Koku
Duygu ve Düşünce
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201927,4bin okunma