Çıldırmamak işten değil. Evet, tabii, istifa edebilirim. Elbette. Gidip diyebilirim ki: istifa ediyorum. Alışılmamış bir şey olur. Şimdiye kadar çok yapan olmadı daha. Ama olabilir, yapabilirim, yasal bir şey olur. Sonra özgür olurum... Evet, ya sonra!? Sonra ne yaparım? Sonra sokakta kalırım...
Çıldırmamak işten değil, işin sonu sefalet, öyle de böyle de...
“Düşünmek,” der benim bir arkadaşım -kendisi yirmi iki yıldır felsefe okuyor, şimdi doktora yapmakta-, “düşünmek, herkesin acemice uygulamasına gelmeyecek kadar güç bir şeydir.” O da -benim arkadaş yani- oturup Hammerklavier Sonatı’nı çalmaya kalkmaz ki. Yapamaz çünkü. Ama her önüne gelen düşünebileceğini sanıyor, üstelik doludizgin, üstüne üstüne giderek, günümüzün büyük hatası bu işte, diyor arkadaşım, ve bu yüzden oluyor onca felaket, hep beraber canımıza okuyacak olan felaketler.
Biliyor musunuz, güzel bir sesin kendisi bir fikirdir benim kanımca, sahibi olan kadın istediği kadar budala olsun; müziğin korkunç yanı da bu.
Ve bir de erotizm var işte. Hiçbir insanın kaçınamayacağı bir alan.
Benim neye ihtiyacım var, biliyor musunuz? Bana hep, ele geçiremeyeceğim bir kadın gerek. Ama onu ele geçiremediğime göre, kadına da ihtiyacım yok demektir.
Müzik - sonsuzdur. Goethe şöyle der: “Müzik öyle yücedir ki hiçbir akıl sırrına eremez; müzikten, her şeye egemen olan ve kimsenin hesabını tutamayacağı bir etki yayılır.”