a

Akıl ve İman

1 üye
Takip
AKILCILAR MÛCİZELERE NEDEN İMÂN ETMEZ...
(...) Seküler ilimler/bilimler varlığın gaybına "yokmuş gibi" davranırlar. Düzenleri bunun üzerinedir. Sistemleri buna kurgulanmıştır. Amaçları varlığı "varlığın üstüne çıkarmadan" açıklamadır. Sebeb-netice ilişkilerini maddî mukarenet düzeyinde çözmektir. Böylece "daha düşük boyutta" gözleri keskinleşir. Konsantrasyonları artar. Yâni esbap dairesindeki etkileşimleri okuma seviyeleri yükselir. Lâkin bedeli olarak eşyanın aşkın yanlarına körleşirler. Yabancılaşırlar. Yadırgarlar. Bu nedenle yalnız şöylesi ilimlerden/bilimlerden hayata bakanlar mânevî alanda hamlaşırlar. Mürşidim de bu sadedde der: "Maddiyatta tevaggul eden mâneviyatta gabileşir." Çünkü "mukaranet" (yakınlık) ilişkilerini "yaratıcılık" diye idrâk eden bir düzlem kıstaslarınca "karin" (yakın) olmayanı da yaratıcılıktan öteler. Mesleğince "ihtimal dışı" bırakır. Durumu bir misalle açıklamak istiyorum: Bizim oralarda "körkösnü" olarak tâbir edilen bir köstebek türü vardır. İşte bu hayvan karanlıkta kendisine lâzım olan görüşe hakkıyla sahiptir. Fakat ışık âleminin aşkınlaştırdığı yüzeye çıktığında sanki üzerine bir aptallık çöker. Deliğinin yanında oturan düşmanını bile fark etmez olur. Bu onun eksikliği midir? Hayır. Asla. Hâşâ. Çünkü varlık anlamı daha çok toprağın altıyla ilgilidir. Sahip olduğu diğer duyularla birlikte Allah onu "oraya gayet yetebilir" şekilde inşâ etmiştir. (Maşaallah ona.) Lâkin böyle bir körkösnü gündüz âleminin gözcüleriyle (meselâ kartallarla) dalga geçse, görüşünün topraktaki başarısıyla övünse, hikmet bilirler bu ahmâklığına katıla katıla gülerler. __Mikroskopunki de bir görüştür, ammâ ona yaslanarak teleskopluğu inkâr etmesi caiz olmaz. Hatta gözün gördüğü düzeyi dahi reddederse beyânlarına artık hezeyân gözüyle bakılır. Çünkü gerçekliği yalnız kendi boyutunda sanmış
Akıl ve İman
HAKİKAT SINIRLAMAYI KABUL ETMEZ!..
(...) Sınırlı tecrübe, müşahede ve tümevarım yöntemleriyle kurulan beşerî sistemler de mutlak prensipler veremezler; zîra şeyler, kendisini inceleyen farklı şuurlara göre farklı neticeler verir. Üstelik insan aklı yapısı gereği sınırlayıcıdır ve olayları ancak belirli esaslara bağlayarak kavrar; oysa hakikat bu tarz bir sınırlamayı kabul etmez. Sınırlı ve değişken verilerle yola çıkan beşerî sistemler, denetleyici ve aşkın bir "Mutlak Fikir" olmadan kendi başlarına sistem oluşturmaya kalktıklarında, bütünü gözden kaçırıp parçalarda boğulurlar; "mihraksız tümevarımın zafiyeti”ne düşmeye, doğruları yanlışta kullanmaya ve iş “bütün”e gelince sürekli yanılmaya mahkûm olurlar. Zîra insan düşüncesinin ürünü olan bilgi ve metotta mutlaktan bahsetmek, hayatın her ân yeni bir tecelli ile var olması hakikatine terstir. -REHA KANSU, " Salih Mirzabeyoğlu’nun “Bütün Fikrin Gerekliliği” Tezi (2)", besincidevre.org, 28 Mart 2026-
Akıl ve İman
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Allah, delil büyüdükçe şüpheyi de büyüten aklın belâsını versin! (Anlamak yok, inanmak var!) Böyle diyor Velî... Ben ona âşığım!"
Sayfa 171 - Büyük Doğu Yayınları
Akıl ve İman
Akılla başlayıp sonunda aklı tüketen İmâm-ı Gazalî çapında bir fikir çilekeşi gösterilebilir mi Batıda?.. Aklı gere gere kopacak hâle getiren, gözü aylarca uyku ve midesi gıda kabul etmez hâle gelen, sonunda aklı devşirip çöp tenekesine atan koca imâm şöyle dedi: **"Gördüm ki, akılla hiçbir yere varılmaz ve her şey akılın ötesindeki peygamberlik tavrına teslim olmaktan ibaret; böyle yaptım, Resûl'ün ruh feyzine büründüm ve kurtuldum. İmâm-ı Gazalî'nin zâhir ilimlerinde en yüksek dereceye erdikten sonra tasavvufa geçişi böyle...
Sayfa 71 - Büyük Doğu Yayınları
Akıl ve İman
AKILSIZ AKIL!..
- "(...) Allah, en ileri dereceye çıktığı zaman akılsızlığını anlayan şu akılsız aklın belâsını versin!"
Sayfa 12 - Başlangıç, BÜYÜK DOĞU Yayınları
Akıl ve İman