Beyrut'u inanılmaz derecede İzmir'e benzettikten sonra İzmir yolunda okuduğum kitap.
Sayfa 131-136 arası bir beyrut anlatımı var ki Beyrut kelimesi yerine sevgilinin adını yaz göze çarpmaz, İzmir yazıp okusan hiç sırıtmaz.
Teleferik, Saat kulesi, Kordon'a benzeyen sahil, kozmopolit yapısı, ve Rum mimarisinden izler taşıyan evler hatta tarihi mimariyi bozacak şekilde dikilmiş gökdelenleriyle Beyrut, inanılmaz derecede İzmir'e benziyor.
Ece Temelkuran bir şehre duyulan aşkı ikili ilişkilere gizleyerek anlatmış
içimde İzmir aşkı olduğu için bu kadar sevdim belki de...
Yolda okumak için bir şeyler ararken babamın evinde kalan kitapların arasında karşıma çıktı.
12.08.11 diye tarih atmışım ilk sayfasına. İzmir'e ilk değil ama yerleşmek için yaptığım yolculuktan bir ay önce. Yarım mı bıraktım hiç mi başlamadım hatırlamıyordum o dönem başlayıp bırakmışım okuyunca fark ettim.
--- spoiler ---
"Bir aydır bir tek annesine söylemek isteyip, bir tek annesine söylemediği her şey bir saç yumağı gibi boğazına takıldı."
Dr. Hamza hastaneden daha doğrusu savaşın ortasında kurulmuş klinikten bahsederken "Herkesin iyileştirilmeye çalışıldığı bu cephede, herkesin birbirini öldürmeye çalıştığı cepheden daha çok bağırır erkekler" diyor. Burada durup soluklandım. yıkmak daha çok can yaksa da sessizdi ve herkes kelimesinin iki defa aynı cümleye özne olması kulak tırmalasa da daha iyi anlatılamaz gibi geldi.
"Çok güldüğümüzde daha gülerken yakında ağlayacağımızı düşünüp suratını asan insanlarız. sen öyle olmayacaksın çünkü annen benim gibi değildi."
--- spoiler ---
Bir de şu var;
"Acaba onun gibi hikayelerin müptelası ve meczubu olmamak için mi akademisyen olmaya karar verdim? hikayeleri bizden hep daha çok sevdi bana sorarsan. bizi onlar için ya da onlar yüzünden terk etti hep.