Bir devlet adamı, kendi insani hislerine tabi olarak devlet meselelerini halledemez, o salahiyete sahip değildir.
Memleket , kimsenin malikânesi değildir.
Devlet adamlığının temel görevlerinden biri, konular içinde hangisinin gerçekten önemli olduğunu ve birbirini kuvvetlendirmek için kullanılabileceğini anlamaktır.
Çoğunlukla politika üretenlerin konu ile ilgili çok seçeneği yoktur; nihai olarak olayları birbirine bağlayan şey politika değil, gerçektir. Devlet adamının rolü, mevcut olan ilişkiyi tanımaktır; başka bir deyişle, en uygun sonucu elde etmek
için teşvikler ve cezalar ağı yaratmaktır.
Devlet adamlığının göstergesi, taktik kararlar girdabından ülkesinin uzun vadeli gerçek çıkarını sezinleyip, bunu gerçekleştirmek için uygun stratejiyi geliştirmektir.
İlk dönemlerde birbirini izleyen hükümdarlar daha yeteneklidir. Zamanla sadelikle bağlantılı kırsal ahlak, ağırbaşlılık, ve ölçülülük kaybolur. Zerafet gerektiren şehir kültürüyle birlikte devletin baskıcı gücü de kendini gösterir.
“Böylece devlet adamları ülkelerindeki refah seviyesini artırırken kullandıkları şeyin bilgi değil tahmin olduğu sonucuna varıyoruz. Devlet adamları ve bilgi arasındaki ilişki, tanrısal esinle doğru şeyler söyleyen ancak söyledikleri şeyler hakkında en ufacık bir fikirleri olmayan tanrı elçileri ve sözcüleri arasındaki ilişkiyle aynıdır.”
İnsanca olan enerji ve ölçü karakterlerini ele alarak, her iki hayatı anlaşma ve dostlukla bir arada topladığı ve birleştirdiği, böylece kumaşların en güzelini, kusursuzunu oluşturduğu, her kentte köle ve efendi bütün halkı bu kumaşın içinde dürdüğü, ikisini birden mekiğinde dokuduğu ve kente, hak ettiği bütün mutluluğu durup dinlenmeden sağlayarak, emir ve yönetimi altında bulundurduğu zaman, devlet
sanatının dokuduğu kumaşın, hiç aksamadan tamamlandığını
söyleyebiliriz.