O zaman, metafizikçilerin, dinsel idealistlerin, felsefecilerin, siyasetçilerin ve şairlerin tümüne göre: Tanrı fikri, insan aklının ve adaletin ortadan kaldırılmasını zorunlu kılmaktadır; o, insan özgürlüğünün en kesin inkarıdır ve zorunlu olarak, hem teoride hem de pratikte, insanlığın köleleşmesini getirir.
... İnsanlığın bugün ulaştığı bilgi seviyesi, Marifetullah için muazzam bir potansiyel barındırmaktadır. Ancak bu potansiyel, halihazırda "sahibini tanımayan" bir formdadır.Kıyamet kopmadan önce, bilimsel aklın ürettiği tüm argümanların, İslâm'ın mânevî hakîkatleriyle "nikâhlanması" gerekmektedir. Bugünün ateist biyolojisi, yarının en güçlü teolojik ispatı olmaya adaydır.Yaratılışın "abes" olmaması, hikmetin tamamlanması ve "hüccet"in kemale ermesi için; bu bilgi birikiminin, imân nûruyla sentezlenmesi tarihî bir zorunluluktur.Çünkü "Bilinmek İsteyen", kendi eserinin sadece dış kabuğunun değil, özünün de bilinmesini murad etmektedir. Bu bilgi birikimi, nihayetinde "Lâ ilâhe illallah" hakikatinin delili olarak kullanılmak zorundadır. İnsanlık tarihi, devasa bir koro gibi, final sahnesinde bütün bilimlerin diliyle Allah'ı tesbih etmelidir.
-Reha Kansu, "Agnostik Bilginin Gnostik Bilgiye Dönüşme Zorunluluğu.", besincidevre.org, 25 Aralık 2025-
Bir mümin, imanın rükünlerinde sıhhatli bir teslimiyete ve kavrayışa ulaştıktan sonra edineceği ilim onun kavrayış sınırını genişletecektir. İlim, bu nedenle övgüye değer bulunmuştur. Böyle bir irfanla ilme bakıldığında, onun sapkınlaştığı yer de seçilir hale gelir. Bu yüzden, İslâm âleminde ne amelî sahada, ne nazarî olarak ilimden korkulmamış, kaçılmamıştır. Hıristiyan dünyadaysa bu nirengi noktaları belirlenemediğinden, ilim, baştan beri öcü olarak görülmüştür. İlimle din, dinle ilim hep birbirine karşı sanılmıştır.