Şu nokta iyice bilinmelidir ki 1925 Kürt Hareketini "Şeyh Sait'in" şahsında somutlamak, niyet ne olursa olsun, ulusal karekterinin, hareketin gerisindeki örgütlü güç olan Azadî'nin inkârı ve hareketin Kürt niteliğinin tartışmalı hale getirilmesidir. Azadî Örgütü, 1925 Hareketinin temel öznesidir. Ancak 13 Şubat 1925'te Piran'da provokasyonla patlayan silah, hareketin kon-trolden çıkmasına, siyasi ve askeri yönleri zayıf olan geleneksel kadronun liderliğe oturmasına yol açmıştır. ( Di pirtûka Sedat ulugana ya bi navê "Kürdistan fedaisi muşlu Hîlmî Yildirim" de hatiye nivîsandin ku Hîlmî beg , ji ber vê yekê ku Şêx Seîdê Pîranê rexne kiribû bû ji aliyê Cemîlê Seyda ve hatiye kuştin)
Kamuran Bedirxan yıllar sonra, Yazar Chris Kutschera 'ya bunu itiraf edecektir. 1975 yılında Paris'te yapılan görüşmede şunları söyler:
"Çoğumuzun bir ayağı Kürt kampında, diğer ayağı Osmanlı-Müslüman klanındaydı. Bakan olmak istiyorlardı."
Kamuran Bedirxan'ın söyledikleri işin özetidir.
Şeyh Ubeydullah Nehri ve Bedirxan Bey Ayaklanmaları, Os-manlı'nın Kürt politikasının anlaşılması açısından son derece öğreticidir. Bedirxan Bey'in kendi otoritesini güçlendirme ve yayma çabası, Osmanlı merkezi hükümetini ürkütmüştür. Şeyh Ubeydulah Ayaklanması, Kürt milliyetçilerinin ilk ayaklanması sayılır. Her iki ayaklanma da acımasızca bastırılırken, Kürdis-tan yakılıp yıkılmıştır. Köklü iki Kürt ailesi bütün çevreleriyle beraber çeşitli yerlere sürgün edildikten sonra, İmparatorluğun başkenti İstanbul'a yerleştirilmiş ve devlet kademelerinde önem-li görevlere getirilmiştir.
Böylece Osmanlı bir taşla iki kuş vurmayı becermiştir.
Birincisi, Kürtlerin milli potansiyel taşıyan köklü iki aile-sini yerinden-yurdundan kopararak, Kürdistan'la ilişkilerini kesmiştir.
İkincisi, devletin çeşitli kademelerinde önemli görevlere getirerek, Osmanlılığı düşünsel olarak kabul ettirmek çabası içine girilmiştir.
Ziya Yıldırım cezaevindeyken Son Posta gazetesine gön-derdiği mektubunda "çeteye dâhil olduğu" iddiasına karşı çıkıyordu, bilakis çatışmanın yaşandığı sırada Aşağı Salat köyünde olduğunu ve çeteyi ihbar edenin kendisi olduğu-nu kabul ediyordu. 37 Nitekim dokuz ay kadar Diyarbakır'da tutuklu kalan Ziya Yıldırım Mart 1938'de tahliye edildi. Son Posta gazetesi tahliyesini "Abdürrahim Çetesi ile Yakalanan Ziya Belen Tahliye Edildi" başlığı ile duyuruyordu. Gazete-nin haberinden de anlaşıldığı gibi Ziya Yıldırım, Türkiye'ye dönüp kendisini affettirmek için Şeyh Abdürrahim'in reis-liğindeki grubu yakalatmayı baştan beri tasarlamıştı ve bu amaçla gruba katılmıştı: