Yapmak istediklerini bir türlü yapamamak da en az yapmak zorunda olduklarını yapmak kadar yorucu!Georges Perec , Uyuyan Adam kitabında hayatın kargaşasından yorulanlar için bir ara bölge oluşturuyor: “Artık hiçbir şey istememek. Bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek. Avare dolaşmak, uyumak. Kalabalıkların, sokakların seni sürüklemesine seyirci kalmak. Su oluklarını, parmaklıkları, kıyılar boyunca akan suyu izlemek. Rıhtımlar boyunca gitmek, duvarların dibinden yürümek. Zaman kaybetmek. Tüm tasarılardan, sabırsızlıktan kurtulmak. Arzulamayan, gücenmeyen, isyan etmeyen biri olmak”“Başını alıp gitmek” ne kadar ilginç bir deyim… Anlamını sorguluyor insan ister istemez. Öyle ya, başını alıp gittiğinde içindekileri de beraberinde götürmüş oluyorsun ve buna gitmek denemez aslında.“Başını bırakıp gitmek” mi desek acaba bundan sonra?“Ne kadar renkli birisin” dedi kız delikanlıya gülümseyerek. Mahcup bir haldeydi delikanlı, “Yüzüm kızardığı için mi böyle söylüyorsun?” diye mırıldanabildi sadece. Bazen kendi ağzından çıkan şeyler ne kadar da şaşırtıyor insanı! Büyük büyük lâflar, yolunu şaşırmış hikmetler, ölçüsü kaçmış iltifâtlar ve belki çürük bir azı dişi!“Hiç de heyecan verici bir hayatım yok benim” diye yakındı arkadaşına salyangoz, “haftada en az bir kere arabaların vızır vızır geçtiği şu yolun bir tarafından karşı tarafına geçmeyi saymazsak yani! Yaklaşık üç saat sürüyor her biri.” Hayatın sayısız çok dokunaklı minicik hikâyesi var. Richard Brautigan, Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek isimli kitabında o minicik hikayelerden birini anlatıyor: **“Çocuk, yağmur yağma olasılığı varsa bisikletini ön verandada tutardı ama eğer hava güzelse, kiraz ağacının sarkan uzun dallarının altına park ederdi. Çocuğun bir otomobil kazasında öldüğü gün, bisiklet kiraz ağacının altına park
"Dışarıdaki dünyayı hatırlatacak herhangi bir şeyle karşı karşıya gelmek, yapması gereken işten dikkatini dağıtacak bir şeyle karşılaşmak istemiyordu."
Dönüşüm "Dışardakiler"
Birey, toplum tarafından HİÇLEŞTİRİLİR. Gregor Samsa gibi.
...
Konuya bu ifadeyle başlamak kadar doğal bir şey yok sanırım. Evet yani özne olmaktan çıkartılır. Bir hiç olur. Evde kullanmadığımız artıklarımızın bir köşede uzun zaman beklemesi- bekletilmesi gibi. lazım olursa belki çıkartılıp kullanılır o da lazım olursa tabi.
Birey-toplum arasındaki diyalektik süreci anlamak ve anlamlandırmak sosyal bilimler açısından büyük önem arz etmektedir. Birey kavramı, toplumdan ayrı otonom özelliklere sahip değildir dolayısıyla bireyler anlamlı bir bütün olan toplumsal yapıyı bir araya gelerek oluşturdukları gibi kendileri de yaşadıkları toplumun içerisinde bir anlam kazanmaktadırlar. Dolayısıyla toplum ve birey arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır.
Bireyi bir özne olarak anlamlandırabilmek toplumu anlamak açısından büyük öneme sahiptir nihayetinde toplumu oluşturan da çalışmanın başında belirtildiği üzere bireyler arasındaki ilişkiler ağıdır. Bu nedenle birey ve toplum kavramları birbirlerinden tamamıyla ayrı şekillerde ele alınıp değerlendirmek gerekir.
Franz KAFKA, eserinde içinde birden fazla konuyu barındıran bence olağanüstü bir yapıt. Menfaat ekseninde kurduğumuz yaşam, içselleştiremediğimiz reel duygularımız; maalesef en ufak bir belirtide yıkılıp yerle bir oluyor.
Gregor Samsa, Franz Kafka'nın uzun öyküsü Dönüşüm'deki hayali karakter. aslında bu karakter, bedensel-zihinsel ve buna benzer kendi seçimleri olmayan kişilerin bize ''toplumun bireylerin toplamından daha fazla'' olduğunu kanıtlayan aleni bir cümle. Bu statüde olan kişilerin toplum tarafından ötekiler ya da dışarıdakiler diye kategorize etmek sıradanlaşmış gibi olmuş.
Gregor Samsa 'nın düştüğü durum belki de hepimiz bir an düşünmüşüzdür. Fakat sorgulanması gereken durum