Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck’in yalın anlatımının arkasına sakladığı derin insanlık sorgulamalarıyla, kısa hacmine rağmen yoğun bir etki bırakan eserlerinden biri. Kitabı yalnızca iki gün içerisinde tamamlamış olmam, büyük ölçüde yazarın son derece akıcı, sade ve anlaşılır diliyle doğrudan ilişkilidir. Steinbeck, süslü anlatımlardan bilinçli şekilde uzak durarak, okuyucuyu metnin duygusal ve düşünsel merkezine hızla çekmeyi başarıyor.
Eser, yüzeyde iki arkadaşın –George ve Lennie– hayatta tutunma çabasını anlatıyor gibi görünse de, aslında çok daha katmanlı bir yapı sunar. Metin, bireyin toplum içindeki konumunu, güç ilişkilerini ve en önemlisi “hayal kurma” eyleminin varoluşsal işlevini sorgular. Bu bağlamda George’un rasyonel yönü ile Lennie’nin saf ve kontrolsüz doğası, yalnızca iki karakteri değil, insan doğasının iki temel yönünü temsil eder. Bu karşıtlık, anlatının dramatik gerilimini oluştururken aynı zamanda etik bir tartışmayı da beraberinde getirir.
Kitabı okurken zihnimde sürekli olarak The Green Mile filmindeki John Coffey karakterinin canlanması tesadüf değildir. Tom Hanks’in başrolünde yer aldığı bu filmdeki John Coffey ile Lennie arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunmaktadır: her ikisi de fiziksel olarak güçlü, ancak zihinsel ve duygusal olarak kırılgan; iyi niyetli olmalarına rağmen istemeden yıkıma sebep olabilen karakterlerdir. Bu benzerlik, Steinbeck’in karakter yaratımındaki evrenselliği ve insan doğasına dair gözlem gücünü daha da görünür kılar.
Akademik açıdan değerlendirildiğinde eser, Büyük Buhran dönemi Amerika’sında ekonomik kırılganlık ve toplumsal yalnızlık temalarını da arka planda taşır. Ancak Steinbeck’in başarısı, bu tarihsel bağlamı didaktik bir şekilde sunmak yerine, karakterlerin gündelik yaşamları ve diyalogları
İlk defa bir incelemeyi kitabı bitirir bitirmez yazıyorum. Duygularımın tarifi yok ama anlatmaya çalışacağım. Kendi hayat döngümde tam olarak olması gereken bir zamanda okumak nasip oldu. O kadar romantik ve bir o kadar da duygusal ki o duyguyu bölmemek için ağlayamadım bile. Hayatta bir insanın sadece ama sadece aşık olduğu insanla gerçekten var olabildiğini, bütün hayatını o var diye yaşayabildiğini, nefes alabildiğini bu kadar güzel yazan Sabahattin Ali bize müthiş bir eser bırakmış. Aşka inanan, maneviyatı yüksek ve aşık olduğu insana koşulsuz bağlanan insanlar için duygusal yükü çok ağır bir kitap. Özellikle birbirinin kıymetini bilmeyip kavgalar eden çiftlerin ayrı ayrı muhakkak okuması gerek. İyi (mümkünse tabii!) okumalar...
Kitap çok akıcı ve çok müthiş diyemem. Ama en çok hoşuma giden konusu. İçeriğinden ne çıkarmamız gerektiği. Bir babanın ölümünden sonra kızının okuyarak gerçekleri anladığı bir mektup. Bu günümüzde maalesef çok var. Annelerin eşiyle yaşadığı sorunları çocuğa fazlasıyla yansıtmak ve annenin babayı haksız taraf olarak göstermesi sebebiyle çocukta babadan uzaklaşma ve kötü travmalar yaratmasına sebep olması. İşin kötüsü çocuğun bunu babasının ölümünden sonra öğrenmesi.
Kimseye acımayan Zehra'nın artık acımayı öğrenmesi...
İyi okumalar diliyorum.
AcımakReşat Nuri Güntekin
Nasıl anlatmam, nasıl başlamam gerektiğini bilmiyorum. Sahafta denk gelmem sonucu aldım bu kitabı. Ama bendeki hikayesi daha önceye dayanıyor, ergenlik çağımda yayımlandığı yere kadar okuduğum bir kitaptı. O zaman bile öyle ağlamıştım ki... O zaman Elif'ten yaşça küçüktüm. Ve yeniden okumaya başladım, ağlamaktan helak oldum desem yeridir. Ve, buradan itibaren spoiler olacaktır;
Giray'a o kadar kızmıştım ki Elif'in hastalığını öğrendiğinde verdiği tepkisine. Kalbim öyle acıdı ki... Çok sert tepkiydi ve aslında kendince haklıydı da, asıl yaralayıcı kısım buydu. Herkes kendi penceresinde haklıydı ve bu beni çok yordu... okumam için gerekli gücü tekrar ne zaman toparlarım bilemiyorum ama, yeri bende hep ayrı kalacak bir kitap oldu. Gerek ergenliğim gerekse bu yaşım için. Artık Elif'ten büyüğüm, onu hiç unutmayacak biri var; aslında ergenliğimden bu yana hatırımdaydı; bu sayede ben ölene kadar o da benimle yaşamış olacak.
Tam kalbim kırıldı derken gülüp keyiflendim tuhaf bi' dram kitabıydı benim için. Fakir edebiyatı sevmem normalde ama sonunu güzel bağlamış yazar. Çok kısa, denenebilir.
Aynı şeyleri okumayı pek sevmem, ve bu kitap resmen Gökyüzünü Öp ile Sera Çiçeği’nin Lily ve Lo anlatımıydı. Vakit kaybı gibi hissettiğimden audiobooku sara sara bitirdim ve ona rağmen sıkıldım. Bu seri benlik değil ama serileri yarım bırakamıyorum maalesef