“Hızın zaman kazandırdığı bir yanılsamadır. Bilakis zamanı hızlandıran acelecilik ve sürattir. Böylece zaman daha çabuk geçer ve iki saatlik bir telaş, günü kısaltır. Bölümlere ayrılmış her dakika lime lime olur, çatlayana kadar dolar. Bir saatin içine yığınla şey istiflersiniz” diye yazmış Frédéric Gros , "Yürümenin Felsefesi" kitabında.
Her şeyi hızlı yapmak için gösterdiğimiz çabanın, bunun için geliştirdiğimiz teknoloji ve imkânların hayatımızı eskiden olduğundan daha yaşanır kılmadığının herhalde farkındayız hepimiz. Her şeyi daha hızlı yaptığımızda daha hızlı yapmamızı gerektiren başka şeyler çıkıyor sürekli önümüze. Bu döngü hiç durmuyor, hiç ara vermiyor ve hepimizi tüketiyor.Hadi bir şeyleri hızlı yapmakla vakit kazandık diyelim; o durumda da boşa çıkardığımız o vakitlerde ne yapacağımızı bilemiyoruz. Boş vakitleri değerlendirmek üzere, hepsi de fenâ hâlde efor gerektiren "vakit geçirici" etkinliklerin peşine düşüyoruz. Saçma sapan bir alışveriş bu! Her şeyi kendi hızında yapsak, vakti kendi içinde değerlendirmiş olacağız ve boşa çıkan vaktin içine ne koyacağımızı düşünmek zorunda kalmayacağız. Hayatın kendi ritmi var, o ritim içinde her iş tabiatına uygun biçimde işliyor. Biz kendi ritmimizi bu ritmin üstüne çıkarmaya çalıştığımızda, hayatın tabii seyriyle senkronize olamaz hale geliyor, bizden başka her şeyle uyumumuzu kaybediyoruz. “Ne bu acelen yahu?” diye sordu yolda karşılaşanlardan biri. “Bilmem! Bir yerden bir yere başka nasıl gidilirdi, galiba hiç hatırlayamıyorum artık!” diye cevapladı şaşkın bir yüzle diğeri.
__Trenle seyahat edenlerin gözlemlerini yazdığı nice eser var, romanlarda, hikayelerde, şiirlerde, hatırat ve seyahat kitaplarında tren yolculuklarında olan bitenler zengin bir dille uzun uzun anlatılır. Şimdi hızlı trenler o kadar hızlı ki,
O kadar daldık ki dünyanın işlerine hem ahiretimiz için hem dünyamız için gerekli olan ibadetleri terk ettiğimizin farkına varamadık bile. Nefsimizin arzularını yerine getirirken kalbimizin, ruhumuzun ihtiyaçlarını yerine getirmeyi zamanla unuttuk. Çünkü ibadetleri zamanla hafife almaya, bugün olmazsa yarın diyerek her şeyi sonraya erteledik. Ama maalesef
şunu unuttuk; ya biz, yarın ya da sonra olmayacak olursak?
Süratle içi boşalıyordu insanların. İnsanlar can havli ile yiyeceklere saldırıyor, deli gibi alışveriş yapıyor, göz açıp kapayana kadar aşık, oluyor pat diye bağlanıyor ve daha ne olduğunu anlamadan da ayrılıyorlardı. Dünya telaşlı bir yer olup çıkmıştı.