Döşeğimde ÖlürkenWilliam Faulkner
Bilinç akışı tekniğiyle yazılan bir roman. Bir ailenin ferdi hastadır, vefat eder ve vasiyeti kendisinin memleketine gömülmesidir. Bütün aile bunun için seferber olur ve bir çok zorluk çekilir. O dönemin en büyük sıkıntısı yoksulluğa ve imkansızlıklara dem vurur yazar.
Okuma zevki olarak beni çok memnun etmeyen bir romandı. Bunun bir çok nedeni olabilir; bilinç akışı tekniğinin gerçekçiliği nedeniyle olabilir, tercümenin kalitesizliğiyle olabilir ya da bir başka neden. Ancak roman asla bir bütün değil, devrik cümleler tabiki olacaktır ancak kitap resmen devrik geldi bana. Bazı cümleleri anlayamadan geçtiğim, bazılarını anlamak için beynimi çok zorladığım bir romandı.
“Toprağımız da nehirlerimiz gibi; donuk, yavaş, sert; insan yaşantılarını da kendi amansız, düşüncelerle yoğun görünüşünde yaratıp biçimlendiriyor.”
-William Faulkner
"Aslına bakarsan, sen ölsen daha iyi olur yahu. Senin gibi yaşamaktan zevk almayan bir insan hiç görmedim."
Bayan Jenny, "Bu kez doğru söyledin" diye başını salladı..."Hayatım boyunca gördüğüm en yaşlı insan o."
Odanın duvarları baştan başa kitaplarla doluydu; yasalarla ilgili, boz deriyle kaplanmış kalın ciltler, tozlu, el değmemiş bir düşün evrenini yansıtıyordu.
İnsanın yazgısının dönülmemiş köşeleri. İşte cennetin, o dopdolu yerin, bu köşelerden birinin ötesinde olduğu söyleniyordu. O cennet ki, herkesin kendi özüyle ilgili yanılsamaları ve onunla ilgili çeşitli yargıların biçimlendirdiği, çelişkili yanılsamalardan baş ka bir şey değildi...