“Milyarlarca yıl önce patlayan neydi? Nerden çıkmıştı?”
“İşte en büyük bilmece de bu.”
“Ama bizi çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü biz de o maddedeniz. Milyonlarca yıl önce yakılmış büyük ateşin bir kıvılcımıyız biz.”
“Bak bu da güzel bir söz oldu. “
“Ama büyük sayıların anlamını abartmamak gerek. Elimize küçük bir taş almak bile yeterli. Evren portakal büyüklüğünde bir taştan ibaret olsaydı, yine aynı derecede kavranılmaz olacaktı. Yine o karışık soruyu soracaktık: Nereden geliyor bu taş?”
“Zaten Darwin’in evrim düşüncesi de bir bakıma büyük bir şeyde bizim de payımız olduğu, en küçük yaşam biçiminin bile bu büyük bağlamda önem taşıdığı anlamına gelmiyor mu? Yaşayan bir gezegeniz biz Sofie! Evrende yanan bir güneşin etrafında dönen büyük bir yelkenliyiz. Ama herbirimiz de yaşam denizinde yelken açmış, genlerle yüklü bir gemi. Eğer bu yükü bir sonraki limana ulaştırabildiysek, boşuna yaşamadık demektir.”
“Sürrealist sanatçı da medyum sayılır bir anlamda. Kendi bilinçdışının medyumudur o. Ama belki zaten her yaratıcı süreçte bilinçdışına ait bir şeyler var. ‘Yaratıcılık’ dediğimiz nedir ki zaten?”