f

Felsefe Tarihi

10 üye
Takip
BİR OSMANLI ÂLİMİNDEN FELSEFE TARİHİ...
7/10
·448 syf.·
Beğendi
·
2026 32. kitabı
İsmail Hakkı İzmirli'nin, "İslâm'da Felsefe Cereyânları" başlığı altında yazdığı ve yayınladığı çalışmalardan derlenip düzenlenmiş ve maalesef(!) sadeleştirilmiş, düzenleme sırasında kitabın muhtevası zenginleştirilmiş; ele alınan felsefeciler ve akımlar, ekollerle ilgili notlar eklenmiş, filozofların (kelâmcılar, âlimler, ârifler, hâkimler, ayrımına girilmeden) metinlerde bahsedilenler haricindeki eserleri ile bunların Türkçeye yapılmış çevirileri belirtilmiş. Metin içinde izâh edilemeyen felsefî-hikemî mefhumlar açıklayıcı dipnotlar düşülmüş; eserde bahsi geçen filozoflar-kelamcılar-âlimlerin alâkalı bölümlerinin sonuna, daha geniş mâlûmata ihtiyaç duyanlar için, o kişi üzerine yapılmış çalışmaların isimleri verilmiş; eserde ağırlıklı olarak incelenen filozofların fikirleriyle bağ kurulabilmesi gâyesiyle, kendi bölümlerinin sonuna birer okuma parçası eklenmiş nevî şahsına münhasır bir eser... Eser felsefe ve "hikemiyât" kavramlarını ayırsa ve farkını izâh etse ve sadeleştirilmese (belki orijinalinde "hikemiyat" kavramına da yer verilmiştir, bilemiyorum) daha iyi olurmuş... Genel bir felsefe-kelâm tarihi diyebileceğim (oldukça fazla mâlûmât var) eseri (felsefe, kelâm, tasavvuf tarihi) meraklıları için tavsiye ederim... Vakur Çayseven
Felsefe Tarihi
Islâm'da Felsefe Akımlarıİsmail Hakkı İzmirli · Kitabevi Yayınları · 19977 okunma
HAKİKAT: ZITLARIN BİRLİĞİ...
Immanuel Kant'ın zıt (antinomi) olarak görüp "Burada aklın sınırı bitiyor" diyerek çöpe attığı kavramların hepsini birden Georg Wilhelm Friedrich Hegel aynı torbaya doldurup der ki: “İşte hakikat! Hakikat zaten bu zıtların birliğidir!” Onun yaptığı şey, bunların nasıl birbirine yol verdiğini ve nasıl birbirine dönüştüğünü, kendisi kalarak başkasını içerdiğini göstermektir. -REHA KANSU, Georg Wilhelm Friedrich Hegel 'in Sistemi (2): Felsefe Tarihi, besincidevre.org, 29 Mart 2026-
Felsefe Tarihi
Reklam
AKIL BOĞULMAYA MAHKÛM...
Immanuel Kant'a göre saf akıl, deneyin (fiziğin) sınırlarını aşıp deneyüstü (metafizik) sularda yüzmeye kalktığında boğulmaya mahkumdur. Felsefenin görevi dünyayı aşmak değil, aklın dünyayı nasıl kavradığının sınırlarını çizmektir. Neticede bizler dünyayı bir "Tanrı gözüyle" veya olduğu gibi bilemeyiz. Biz dünyayı, zihnimizin taktığı zaman, mekân ve 12 kategoriden oluşan "gözlükler" aracılığıyla, bize göründüğü kadarıyla bilebiliriz. Georg Wilhelm Friedrich Hegel felsefesinde ise "görünüş" (fenomen) ve "öz" (numen) arasındaki Kantçı duvar yıkılır. Aksine, Hegel’e göre öz görünmek zorundadır. Dolayısıyla gerçeklik, görünüşlerden bağımsız bir şey değil, o görünüşlerin bütünü ve kendini açma sürecidir. Hegel’in Kant’a cevabını şöyle ifade edebiliriz: “Görünüşler zaten gerçeğin kendisidir. Ama oluş hâlinde olduğu için çelişiktir. Bu, bilemeyeceğimizi değil, oluşun mantığını anladığımızda bilebileceğimizi gösterir. O da diyalektiktir. Diyalektik, bu çelişkili ve sürekli değişen akışı dondurmadan, tam da o hareketin içindeyken kavrama mantığıdır. Bu anlamda akıl gerçeğe uygundur. Görünüşlerde kendini açan ve sergileyen zaten bizzat akıldır.” -REHA KANSU, Georg Wilhelm Friedrich Hegel 'in Sistemi (2): Felsefe Tarihi, besincidevre.org, 29 Mart 2026-
Felsefe Tarihi
ÇELİŞKİ ve AKLIN SINIRLILIĞI...
Immanuel Kant, aklın Tanrı, ruh, kâinatın sonsuzluğu gibi "deneyüstü" alanlara girdiğinde birbirini çürüten ve ikisi de eşit derecede mantıklı görünen karşıt sonuçlara (antinomilere) ulaştığını fark etmişti. Kant'a göre bu çelişkiler, aklın sınırlarını aştığının ve hata yaptığının kanıtıydı. Georg Wilhelm Friedrich Hegel ise ona şunu söyler: Çelişki, insan zihninin bir acziyeti veya hatâsı değil, bizzat gerçeğin kendi tabiatıdır. Öyleyse çelişki doğuran tecrübe üstü kavramlar (Tanrı, ruh vs.) nasıl bilinebilir? Hegel’in cevabı kabaca şöyledir: “Bunlar da aynı çelişkileri içinde kavranabilir. Zaten gerçek, çelişiktir. Yâni akıl, çelişkilerle değişimin içindeki değişmeyeni bulmanın yoludur ve metodu diyalektiktir. O değişmeyen de oluştur, yâni değişimin kendisidir. Akıl yetersiz dediğin yerde onu müdrikeye, yâni duyu tecrübesi içinde objeyi kavrayan anlama yetisine indirgiyorsun. Bu onun sınırlılığıdır.” -REHA KANSU, Georg Wilhelm Friedrich Hegel 'in Sistemi (2): Felsefe Tarihi, besincidevre.org, 29 Mart 2026-
Felsefe Tarihi

Felsefe Tarihi Konusuna Benzer öneriler

t
Toplum170 üye · 3 yeni gönderi
Takip
z
Ziya Paşa3 üye · 1 yeni gönderi
Takip
p
Psikanaliz110 üye · 1 yeni gönderi
Takip
RUH ve ÖZNE-NESNE...
(...) Georg Wilhelm Friedrich Hegel’e göre kâinatta nihâi anlamda tek bir gerçeklik vardır: Geist (Mutlak Akıl / Ruh). Peki o hâlde karşımızda duran taş, ağaç, tabiat, yâni "nesne" nedir? Hegel der ki; tabiat (nesnellik), Mutlak Ruh'un kendini kendi dışına atarak maddeleşmesi, yâni "Dışlaşması"dır (Entäußerung). Tabiat, âdeta uykuya dalmış, donmuş, kendi şuurunu kaybetmiş Ruh'tur. Dolayısıyla nesne, öznenin tamamen zıttı veya ondan kopuk başka bir boyut değil; bizzat öznenin "başkalık" (Anderssein) kılığına girmiş hâlidir. Eğer Immanuel Kant haklı olsaydı ve nesne bizden tamamen ayrı ve başka bir gerçeklik (Kendinde Şey) olsaydı, onu asla bilemezdik. Ancak Hegel'e göre bilen insan zihni (özne) ile bilinen doğa (nesne) aslında aynı rasyonel yapıya (Akla/Geist'a) sahiptir. İnsan (özne) doğayı (nesneyi) inceleyip onun kanunlarını, matematiğini, fiziğini kavradığında; aslında kâinattaki Akıl, insan şuuru aracılığıyla yine kendi kendini kavramış olur. Yâni özne nesneye baktığında aslında aynaya bakmaktadır. -REHA KANSU, Georg Wilhelm Friedrich Hegel 'in Sistemi (2): Felsefe Tarihi, besincidevre.org, 29 Mart 2026-
Felsefe Tarihi
Reklam
Reklam