İBDA’nın bilgi anlayışı, hem İslâmî marifet geleneğine hem de modern felsefede bilincin fenomenolojik çözümlemelerine paralellik gösterir. İBDA’nın epistemolojik yaklaşımı, “bilgi”nin sadece dış dünyayı yansıtan bir işlem değil, aynı zamanda insanın kendini bilme serüveni olduğunu vurgular. Bu bakımdan Salih Mirzabeyoğlu, Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in “bilincin kendi üzerine dönmesi” hareketini, İslâmî anlamda insanın İlâhî mârifete ulaşması anlamıyla alır.Bilgi, ruhun kendi istidadını gerçekleştirme sürecidir:İnsanın bilme çabası, aslında ruhun kendi potansiyelini açma çabasıdır. Bu noktada Mirzabeyoğlu’nun epistemolojisindeki kilit kavram, “malûm” kavramıdır. İnsanda her türlü bilginin kaynağı olan meçhûl, özü, “gizli hazine”yi ifâde eder. Malûm, Immanuel Kant’ın noumeni gibi dışarı atılmış bir bilinemez değil, insanda mevcut, fakat sır olarak kalan hakîkattir. Bu anlamda insan hem bilendir, hem bilinenin bir parçasıdır, hem de daima bilmediğiyle çevrilidir.Bu anlayış, epistemolojinin zeminini şuurdan ruha kaydırır ve bilginin merkezine imân tecrübesini yerleştirir.Salih Mirzabeyoğlu’nun bilgi teorisinin çıkış noktası, varlığın şuura bağıntılı oluşudur. Varlık, kendi başına kapalı bir gerçeklik değil, şuurda belirdiği ölçüde “vardır”. Varlık, insan için yalnızca şuura verildiği ölçüde mevcuttur. Bu yönüyle onun düşüncesi, fenomenolojik bir başlangıç taşır.Edmund Husserlfenomenolojisi, felsefede iki hattı -epistemolojideki idealist çizgi ve ontolojideki varoluşçu çizgi- birleştiren bir merkezdir. **Mirzabeyoğlu, bu iki hattı yeniden yorumlayarak kendi epistemolojisini kurar. Varoluşçuların öznelciliğini ve idealistlerin şuur-merkezciliğini aynı ânda aşar. Bu nedenle onun epistemolojisi, Husserl’in “maksatlılık” yapısını kabul eder, fakat şuur yerine ruhu merkeze alır. Çünkü şuurun
Dedi ki: (204)
(İBDA, her şeyden önce heyecan demektir!Yalnız san'atta ve edebiyatta değil…Bir ilim keşfinin nasıl bir toplanma ve emek istediği bellidir.)
Sayfa 67 - I. Levha, -Düşünce ve Metod-, İBDA Yayınları.