İdrak: Anlayış. Kavrayış. Akıl erdirme. Yetiştirme. (Fehim: Anlayışlı... Fehim: Kömür. Kara... Fehm: Ulu kişi.): 226.
Mülakane: Telkin etmek: 226.
Mef’ul: Yapılan iş. Failin eseri. Failin fiilinin tesir ettiği şey: 226.
*
İdrak, idrak edilen şeyin suretini almak demektir... Hissedilen şeyin âid olduğu duyu organında mislinin vaki olması, şuur edilmiş olmasıdır; bu, dış hakikatin ruhta resmedilmesidir, buna “ma’kul-aklî, aklın kabul ettiği” deriz. Eğer idrak edilen akılla ilgili nesneler, ma’kulât, mücerred ise, akıl onu hiçbir tecride ve tasnife tâbi tutmadan algılar. Böyle yalnız ve sade değil de, “yer, miktar, keyfiyet” gibi arazlara sahibse, tecride ihtiyacı vardır. Bu, bir şeyin umumî veya hususi olmasındandır: Meselâ, canlı ve konuşan varlık olma vasfı insanlarda müşterektir, buna mukabil her zâtın hususiyetleri vardır... İdrakın iç ve dış, ayrı ve içiçe bu kısa izâhını, açalım:
— İdrakin birinci mertebesi, hisse-duyuya âit olanıdır; Duyu’ya, dış hakikatin-suretin misli tecelli eder. Bunun gerçekleşmesi için, hariçteki varlığın buud ve miktara sahib olması lâzımdır; ayrıca, arada engel olmamalıdır ki, o şey idrak edilebilsin. Yine; o şey, duyuda kaybolan olmamalıdır.
— İdrakın ikinci mertebesi, HAYÂL’e âit olandır; bunun tecridi duyu’ya nisbetle daha tamdır, idrak ettiği şeyi müşahedeye ihtiyaç duymaz - o şey kaybolsa da onu idrak eder. Ayrıca, idrak ettiği şeyleri kemmiyet ve keyfiyet özellikleri ile idrak eder.
— Üçüncü mertebe, VAHMÎ İDRAK’tir... Vehmin tecrid edişi, hayâle göre, o daha umumi -bu daha hususi, daha tam ve mükemmeldir. Düşmanlık, muhabbet, muhalefet, muvafakat ve uygunluk gibi, cismî - örtülü - arızî mücerret mânâları da idrak eder. O geneli değil de, özeli, cüz’i olanı idrak mertebesidir. Meselâ kurdun,