Seyyid Hüseyin Nasr, Molla Sadra ve İlahi Hikmet isimli, 134 sahife, bir giriş ve 5 bölümden müteşekkil bu eserinde Molla Sadra'nın hayatı, eserleri, fikrî arka plânı, ve öğretilerinin kaynakları ve en mühim eseri olan "Esfâr" incelenmiş ve Molla Sadrâ'nın "Aşkın Hikmet" ekol-okulunun ilk kurucularından biri olarak, "İlâhî Hikmet"ten mefhumundan ne anladığı ve gayesinin muradının ne olduğu kısa fakat tatmin edici malûmatlarla izâh etmeye çalışmış... Nasr, 16. asrın son çeyreğinde İran-Şiraz'da doğan Molla Sadrâ'nın "Aşkın Hikmet"ini şu cümlelerle izâh ve tarife çalışmış: "İslâm düşüncesinin hemen tüm ilk dönem okullarını terkibine ve bir potada eritilmesine dayana İslâm düşünce hayatında yepyeni bir perspektiftir. O, içerisinde vahiy öğretilerinin, ruhî mükâşefenin ve aydınlanma vasıtasıyla alınan hakîkatlerin (ilhâmlar) ve mantık ve aklî muhakemenin isteklerinin bir vahdet içinde barıştırılıp uyumlu kılındığı bir okuldur. O, ancak kendisinden önceki okulların düşüncelerine referansla anlaşılabilecek bir öğretidir. "Aşkın Hikmet", tarihin belirli bir ânında ve günümüze kadar süregelen tarih döneminde İslâm ümmetinin belirli bir kısmının fikrî ihtiyaçlarını karşılama gayesinde olan İslâm tefekkürü ağacının yeni bir dalıdır. (sh.125-126) Kısaca Molla Sadra, Şii bir âlim ve mutasavvıf olarak, İslâmî (Şii-Sünni) fikriyatın çeşitliliği ve farklı anlayışları terkip etmeye çalışmış ve bu faaliyetine "Aşkın Hikmet" adını vermiş, kendi ekolünü-anlayışını oluşturmak için, yepyeni ve orijinalliğini ispat etmek için telif eserler yazmış fakat ne kadar muvaffak olduğu tartışılan bir Şii âlim... Meraklısı okuyabilir... Vakur Çayseven
"Fütuhî hikmet"in aslı, aynı zamanda "kendinden zuhur" hikmetinin de mânâsını kapsar... "Işık" isimli ithafımda şöyle demişim:
- "Hiç beklemediğim bir zamanda, hiç beklemediğim bir mekândan bir ışık fışkırdı... Daima böyledir. İlâhî tecelliler hep böyle tepeden inme gelir. Allah'ın tecellileri, yapmacıksız ve zorlamasız, boynunuz bükük, kendi köşenizde otururken görünüverir."
“Soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet yetiştir” yani zürriyetimizden bazılarını böyle yap demektir. Özellikle zürriyet için dua etmeleri, şefkate müstahak olmalarındandır, bir de onlar iyi olurlarsa onlara uyanlar da iyi olur. Bir kısmını demeleri de zürriyetlerinde zalimlerin de bulunacağını bilmelerindendir. Şunu da biliyorlardı ki hikmet-i İlahiye herkesin ihlaslı olmasına ve kendini tamamen Allah'a vermesine imkan tanımaz. Çünkü o zaman geçim işleri aksar (dünya durur). Bunun içindir ki: Ahmaklar olmasa idi, dünya harap olurdu, denilmiştir.
"İlâhî hikmetleri bilmek lâzım... Allah, nelerin içinde ne imkânlar sunar, neleri nelere vesile eder... Ve yine mahkûm ve mağdur durumlar vardır ki, içinde en büyük zafer tohumları saklar!.."
Pazar yeri: Orada dolaşan insanları görürsünüz. Hukukçu, sosyolog, İktisatçılar, ve tabiî ki çevreciler, mevzularının gözüyle, bunu mevzu edinen bir veriler alanı olarak görürler... Daha neler ve neleri ihtiva eden bir pazar manzarası, bu “neler ve neler” in giderek kişiler sayısınca bir âlem olduğunu sergiler. Bir âlem ki, şuur sayısınca âlemler. Kim bilir cinliler ne ve kimleri görüyorlardı? Ya deliler?
Her nefs, orada kendini empoze edeni görecektir. Bütün dünya ve kâinat için bu böyle. O, “zât sırrı neyse o” dururken, sırrını idrak edene göre veren, İlâhî kanun böyle..."
Çox dəyərli kitab idi. Yazıçının səmimiyyəti və açıq aşkar dəlillər məndə kitaba qarşı xüsusi hisslər yaratdı. Ən çox bəyəndiyim hissə,müəllifin əhli-sünnə qardaşlarımızın ən çox etimad etdiyi hədis kitablarından(Səhih Buxari,Səhih Muslim və s.) dəlil və sübutlar gətirməsi oldu. Həmçinin müəllif öz nəfsinə qalib gəlməyi bacarıb,təəssübünü bir kənara qoyaraq düzgün və dəqiq araşdırma aparıb və haqq yola hidayət olub.
Beynində şübhəsi olan,fikirlərinin aydınlanmasını istəyən hər kəsə bu kitabı oxumalıdı. Kitabda insanlar arasında ən çox yayılmış şübhələrə də dəqiq və konkret cavablar verilib.
Allah hər birimizi müvəffəq eləsin inşəAllah.