- "(...) Dıştan bir haber: İngiltere’de yayınlanan The Sunday Telegraph gazetesi, Türkiye’deki İslâmî gelişmeden duyulan kaygıyı dile getiriyor...Herifler Türkiye’yi, Ortadoğu’daki İslâmî gelişime karşı baraj yapmak istiyorlarmış ama, bu hâl onları ürkütüyormuş!.."
Sayfa 639 - Düşvarî:16 Haziran 1990, Efendimin Kaşları, İBDA Yayınları
... "İngiliz, İngiltere'ye benzer; anlamak için yıllar lazım... İngiliz'in kibarlığı hükümeti gibidir; dikkat etmezsen göremezsin... İngiliz aptal olmadan on iki saat susan adamdır" diyordu.
Irak'ın köklü, en geniş ailelerinden birine mensup ve Irak âlimlerinin en büyüğü ve kendisi Şeyhülulema olarak tanınan Şeyh Emcedü'z Zehavî'yi Medine'de tanıdım. İngilizlerle alâkalı konuşuyorduk, hoca daima şunu söylerdi: "İngilizlerden ağzımız, ciğerimiz çok yangındır. Mânevî varlığımızı, padişahımızı, Hilâfetimizi, benliğimizi yıkan bu devlettir. kansere, cüzzama benzer! İdam etmez, kurşunla öldürmez, ateşte yakmaz... Fakat yavaş yavaş, kanını, iliğini kurutur, ruhunuzu ifsad eder; ilminizi, irfanınızı bozar, sizi mânen öldürür..."
Sayfa 363 - 364 III. Kısım, Medine-i Münevvere -Nurlu Belde'de Elli Yıl-, Şeyh Emced Zehavî, Kaynak Yayınları
Her yere Alman filosuyla gitmişti; bunu anlattıktan sonra, "Avrupa, İngiltere'dir" diyordu. Paris'te yaptırdığı elbiselerini Londra'da giymeye utanmıştı. İstanbul'a kahkahalarla gülüyor; tahta saraylarla, kadife salonlarla, servetlerini parmaklarında, göbeklerinde taşıyan adamlarla eğleniyordu. Bir Londra'daki büyük ailelerin sadeliğine bakıyordu; bir de "bizimkilerin" iptidai bıyıklarına, ağdalı seslerine, suratlarını bir tek çizgiyle beygirleştiren azametlerine.