İslâm ve tevhid

3 üye
Takip
ANCAK; ANAHTAR, KİLİT İÇİN NİMETTİR...
Mürşidim Bediüzzaman Said Nursî diyor ki: "Evet, nimet içinde in'âm görünür, Rahmân'ın iltifâtı hissedilir." Ben kendimce bu sözü şöyle tefekkür ediyorum: "Nimetlenme" denilen hâdise aslâ parçalardan birisiyle açıklanamaz. Eğer ben bir şeyden fayda aldıysam, bu, ikimiz arasında gözetilmiş bir alâkadan kaynaklanabilir ancak. Sözgelimi: Anahtar-kilit ilişkisini düşünelim. "Açılma-kilitlenme" denilen faydaları elde ediyorum anahtar-kilit ilişkisinden. Fakat bu faydayı elde edebilmemiz için "anahtar" ile "kilit"in birbirine uyumlu olması lâzım. Yâni, meselâ, bir çorba kaşığını anahtar olarak kullanamam. Bir kürdanla da kilidi açmam mümkün değil. Haydi, "Elimde anahtar var" diyelim, fakat anahtar o kilidin anahtarı olmazsa da "açılma-kilitlenme" faydalarını elde edebilmem mümkün değil. Yani "açılma-kilitlenme" nimetleri ancak anahtar-kilit düzeneğinin birbirine göre takdîr edilmesiyle mümkün olabilir. Eğer anahtar kilide göreyse açılır. Eğer kilit anahtara göreyse kilitlenir. Kapımı güvenlikli bir şekilde kullanabilmem bu kapsama bağlı. Yine, misâl; anahtarı üreten başka bir firma, kilidi üreten başka bir firma olsaydı; ve bu iki firma "ne üretecekleri" üzerine bir tevhide sahip olmasalardı; sonuçta ortaya çıkacak anahtar-kilit bana lâzım gelen hizmeti vermeyecekti. Çünkü birbirleriyle uyumlu olmayacaklardı. O yüzden, eğer üzerine anlaşılmış bir standartlar dizisi yoksa, her ürünün birlikte çalıştırılacağı sair cihâzlar aynı firmadan alınmaya çalışılır. Başka firmadan alırsanız uyumsuzluk yaşayabilirsiniz. **Hattâ bazen bu hassasiyet o kadar artar ki, vida bile vidaya benzemez, firmasının cihazından başkasına uymaz. İşte bütün bunlar, arkadaşım, bizi "Tevhid"e' imâna doğru götürüyor. Uyum Tevhidin delilidir. Ve şu kâinatta her bir şey yine her bir şeyle birlikte
İslâm ve tevhid
- "(...) Allah o kadar var ki, "yok!" şüphesine aynı zamanda yer verircesine O'na "var" demek bile gerçek tevhid ehline giran gelir." [...] Mutlak Vücudu anlamak için erenlerin şu sözü yeter: "Allah zuhurunun şiddetinden gaibtir!"
Sayfa 366 - Büyük Doğu Yayınları
İslâm ve tevhid
Reklam
- "(...) Resûlü Hak bilmeden varılan "Allah bir" itikadı, yarım tasdik olur. Hiçbir yarım, tamamdan hisse alamaz. Bütün eksikliklerin toplamı eksiktir. Allah'ı bir, Resûlünü hak bilen kurtulmuş ve artık onun günâhını takdir Allah'a kalmıştır. Elverir ki günâhın günâh olduğu bilinsin..."
Sayfa 344 - LII, HİKMET, -Ham ve Kaba Softa-, BÜYÜK DOĞU Yayınları
İslâm ve tevhid
MENŞE-İ ERVAH...
Bâtın kahramanı Şah-ı Nakşibend Hazretleri'nin, "Mutlak Tevhid mümkün değildir" diyerek, anlaşılmasını akıl dışı kabul ettiği, her şeyi silici, sayıları berheva edici ve yalnız kendisi kalıcı BİR... Ve bu Mutlak Bir'in, kendi nurundan yarattığını bildirdiği insandan muradı insan, kendi nefesinden-nurundan üflediğini buyurduğu insan ruhlarının Menşe-i Ervah'ı olan insan; Allah'ın Sevgilisi...
Sayfa 131 - 132 5.Levha -Sır İdrakine Dair-, İnsan ve Kâinat, İBDA Yayınları
İslâm ve tevhid
AHLÂK ANLAYIŞI...
- "Cemiyet-ferd ikiliğinin aşılmasında merkezde olan şey ahlâkî duruştan başka bir durum değildir. Elbette bu ahlâk anlayışı, seküler, profan bir ahlâk anlayışı değil, içinde Tevhid'i pırıldatan bir ahlâk anlayışıdır..."
Sayfa 117 - IV. Bölüm -Üç Kimlik: Âlim-Aydın-Mütefekkir- Kudema Yayıncılık
İslâm ve tevhid
Hiçbir şeyin kendi nefsine mâlik olmadığına kat'î bir delil şudur ki: Esbâbın içinde en eşrefi ve ihtiyar noktasında en geniş iradelisi insandır. Halbuki bu insanın düşünmek, söylemek ve yemek gibi en zâhir ef'al-i ihtiyariyesinden yüz cüzünden onun dest-i ihtiyarına verilen ve daire-i iktidarına giren yalnız meşkuk tek bir cüzdür. Böyle en zâhir fiilin yüz cüzünden bir cüzüne mâlik olmayan, nasıl kendine mâliktir denilir?
İslâm ve tevhid
Reklam