Ne var ki kent, mekânsal kümelenmelerin, sosyal organizasyonun ve politik bilincin incelenebileceği birkaç mekânsal ölçekten biridir - bölgeler, ulus devletler ve güç blokları da diğerleri. Gerçekten de kentleşmeyi "analizin özgül teorik konusu" olarak reddeden, aralarında Marksistlerin sayısının hiç de az olmadığı pek çok teorisyen var. Söylenenlere göre kentsel sürecin incelenmesi sivil toplumun işleyişine en iyi ihtimalle "hakiki ama pek de önemli olmayan iç görüler" sağlayabilir (Saunders 1981). Gördüğümüz üzere mekânsal organizasyon sorusuna ciddiyetle yaklaşan Anthony Giddens (1981, 147) bile yine aynı ciddiyetle şunu savunur: "kapitalizmin ilerlemesiyle, kent artık başat zaman-mekan kapsülü ya da 'güç potası' olmaktan çıkmıştır; bu rolü sınırları belli ulus devlet üstlenmiştir". Yalnızca ara sıra ortaya çıkan, Jane Jacobs (1984) gibi başına buyruk kişiler kentin bir analiz birimi olduğunda ısrar ederler.
Sayfa 22 - Jane mi Jacops - çok ilginç bir meydan okuma.·Kitabı okuyor
Gelgelelim sokakta yaşamak pek de öyle bedava değildir. Er- hard Bemer’in da vurguladığı gibi, ’’Hindistan veya Filipinler'de kaldırım sakinleri bile polise veya sendikalara düzenli kira vermek zorundadır."63 Lagos'ta da müteşebbisler inşaat alanlarından ödünç aldıkları el arabalarını evsizlere yatak olarak kiraya verirler.
Üçüncü Dünya kent lerinde, sömünge dönemi sonrası orta sınıfının kent merkezinden etrafı duvarlarla çevrili, güvenlikli banliyölere ve "kenar kent" diye adlandırılan yerlere taşınması ABD'de olduğu gibi kentsel bölün meyi, ayrışmayı yeniden üretmektedir.
Kentlilerin yaklaşık dörtte biri (1988'de yapılan bir ankete göre) gözle görülür "mutlak" bir yoksulluk içinde yaşamaktadır; günde bir dolar veya daha az parayla yaşamaya çalışmaktadır. BM verileri doğruysa, Seattle gibi zengin bir kent ile İbadan gibi çok yoksul bir kent arasındaki hane başına düşen gelir düzeyi far kı 739'a 1 gibi büyük bir rakamdır (inanılmaz bir eşitsizlik).