k

Kral Çıplak

2 üye
Takip
İHSAN ŞENOCAK HOCA ve FİLENİN SULTANLARI...
(...) Bakışımızı biraz daha kaldırınca yine farkına varırız ki: Hocaların, dinî sembollerin, İslâmî tezahürlerin tek dünyacı cenâhta oluşturduğu alerjinin ardında da bu vardır. Yâni: Oyun bozulmaktadır. Kur'ânî ifadesiyle "asıl hayata sahip olan ahiret" hatırlanmaktadır. Yine kıymetli bir alıntının yeri geldi. Roman Diliyle İktisatRoman Diliyle İktisat'ında Mustafa ÖzelMustafa Özel Faust I und IIFaust I und II'den şöyle bir alıntı yapar: "Lanet olası çan sesleri! Yaralıyor insanı./Alçakça, hain bir mermi gibi./Hatırlatıyor kindar seslerle./Hâkimiyetimin pürüzsüz olmadığını." Ve Faust bütün zenginliğine-gücüne rağmen bu kuleyi yaktırmadıkça mutlu olamaz: "İşte, böyle zenginlik içinde, eksik olan şeyimizi hissederek, en acı ızdıraplarla kıvranıyoruz. Şu küçücük çanın sesi ve o ıhlamurların kokusu, sanki kilisede veya mezarımdaymışım gibi, vücudumu kaplıyor. O her şeyi alteden irâdenin kudreti burada, şu kumların üstünde, kırılıyor. O çan çalınca tepem atıyor. Bu karşı koyma ve inat en şerefli başarının zevkini kaçırıyor..." Eh, evet, Goethe'nin çan sesleri üzerinden anlattığı metafiziği biz coğrafyamızda ezan sesinden işitebiliriz. Bazılarının "çav bella" özlemini buradan anlayabiliriz. Dahası: İhsan Şenocakİhsan Şenocak Hoca'nın "Filenin Sultanları" hakkındaki sözlerinin neden tukaka edildiğini de buradan okuyabiliriz. Çünkü o "Filenin Sultanları"na "Nafilenin Sultanları" demek cür'etinde bulundu. Yâni oyun bozdu. "Kral çıplak!" diye haykırdı. (Umarım "çıplak" kelimesi başımı yakmaz.) Benim şu yazıda çevirdiğim dolapları çevirmedi. Doğrudan söyledi. Yâni "Bunun İslâmca bir itibarı yok!" demeye getirdi. "Üzerindeki alkışa, ilgiye, övgüye, cikciğe, sanjana, havaifişeklere, medya pohpohuna kanmayın! Bu oyundur. Ve böylesi oyunların hakikatte bir değeri yoktur." Bunlar benim cümlelerim elbette. Kendisinin twitter'daki bir
Kral Çıplak
"OYUNBOZAN" SEKÜLER OYUNU NASIL BOZAR?
(...) Bu eşikte Bediüzzaman'ın da bir tür "oyunbozan olduğunu düşürüm. Ne açıdan? Elbette tek dünyalı (m)edeniyet açısından. Evet. O, giyiminden tutun söylemine kadar, kurgulanmak istenen oyuna "Sen gerçek değilsin!" diye haykırmaktır. Batı kaselisi rejimin ona karşı uyguladığı tecridi de bir tür "oyun dışında bırakma gayreti" olarak ele alırım. En azından "denemesi." 23. Söz'ün 2. Mebhas'ının 2. Nükte'sinde: "Hakikî terakki ise insana verilen kalb, sır, ruh, akıl, hattâ hayâl ve sâir kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubûdiyetle meşgul olmaktadır. Yoksa, ehl-i dalâletin terakki zannettikleri, hayat-ı dünyevîyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflîsini tatmak için bütün letâifini ve kalb ve aklını nefs-i emmâreye musahhar edip yardımcı verse, o terakki değil, sükûttur..."** diyen mürşidim metnin biraz ilerisinde de 'uyandırıcı' bir temsil arzeder: "Ben büyük bir şehre giriyorum. Baktım ki o şehirde büyük saraylar var. Bazı sarayların kapısına bakıyorum; gayet şenlik, parlak bir tiyatro gibi nazar-ı dikkati celb eder, herkesi eğlendirir bir cazibedarlık vardı. Dikkat ettim ki: O sarayın efendisi kapıya gelmiş, itle oynuyor ve oynamasına yardım ediyor. Hanımlar yabanî gençlerle tatlı sohbetler ediyorlar. Yetişmiş kızlar dahi çocukların oynamasını tanzim ediyorlar. Kapıcı da onlara kumandanlık eder gibi bir aktör tavrını almış. O vakit anladım ki, o koca sarayın içerisi bomboş, hep nazik vazîfeler muattal kalmış, ahlâkları sükût etmiş ki, kapıda bu sûreti almışlardır. **Sonra geçtim, bir büyük saraya daha rast geldim. Gördüm ki, kapıda uzanmış vefâdâr bir it ve kaba, sert, sakin bir kapıcı ve sönük bir vaziyet vardı. Merak ettim, niçin o öyle, bu böyle? İçeriye girdim.
Kral Çıplak
Reklam
Halkını kemiren bir kralsın sen! Buyruğundaki insanlar da senin kadar aşağılık olmasaydı, bu çıkardığın son rezalet olurdu.
Kral Çıplak
Kral Çıplak, Ama Tahtında Kral çıplak, ama tahtına kurulmuş, Altın işlemeli perdelere sarılmış. Halk fısıldar, sesler boğuk, Göz göze gelmek yasak, unutulmuş. Aynalar susmuş, dalkavuklar konuşur, Gerçek eğrilmiş, doğrular boğulur. Sarayın duvarları yalanla örülü, Kralın gözleri boşluğa vurulur. Bir çocuk var, sesi incecik, "Çıplak!" diye bağırır, korkusuz, derin. Ama rüzgâr alır sözünü götürür, Sarayda değişmez hiçbir şey yine de. Kral çıplak, ama tacı parlak, Halk suskun, fakat başı eğik. Sonsuz bir oyun, bilindik masal, Gözleri görmeyen, kulakları sağır. Spartacus
Kral Çıplak
Nasıl yönetilmek istiyorsan öyle yönetilirsinin güzel bir hikaye versiyonu:)
“Sana bir öykü anlatacağım,” dedi Zedka. “Çok güçlü bir büyücü, bütün bir ülkeyi yok etmek ister, o ülke halkından herkesin su çektiği bir kuyuya sihirli bir madde atar. Kuyubun suyunu kim içerse delirecektir. Ertesi sabah, herkes kuyudan su çekip içer, hepsi de delirir. Yalnızca kraliyet ailesi, kendilerine ait özel bir kuyudan su çektiklerinden, sihirbaz da o kuyuyu zehirlemeyi beceremediğinden, delirmezler. Tabii kral çok kaygılanır, halkının sağlığını ve güvenliğini sağlamak için bir dizi emir verir. Ancak polisler ve müfettişler de halkın içtiği sudan içmiş olduklarından, kralın emirlerini saçma bulur, uygulamazlar. Ülkede yaşayanlar kralın emirlerini duyduklarında onun çıldırdığına inanırlar, hep birlikte şatosunun önünde toplanıp tacını ve tahtını bırakması için gösteriler yaparlar. Umutsuzluk içindeki kral tahtından inmeye hazırlanırken kraliçe ona engel olarak der ki: ‘Gel biz de o kuyunun suyundan içelim, o zaman biz de onlar gibi oluruz.’ Ve öyle yaparlar: Kral ile kraliçe de cinnet suyunu içip anında saçma sapan konuşmaya başlarlar. Bu durumda halk taşkınlığından dolayı pişman olur; öyle ya madem kral bu kadar bilgece konuşuyor, onu alaşağı etmenin bir anlamı yoktur. Ülkede barış ve huzur yeniden hüküm sürer, bu halk komşularından epeyce farklı bir hayat tarzı benimsemiştir, ama kral ölümüne dek ülkesini yönetebilmiştir.”
Sayfa 46·Kitabı okudu
Kral Çıplak