İlâhî azamet karşısında insanı öyle bir haşyet sarıyor ki, konuşmak, lâf etmek, düşünmek, uzanmak, dalmak bile O'na başkaldırmak gibi geliyor. İbadette Allah'ın liyâkatı alnından, ellerinden, dizlerinden ve ayaklarından yere bağlı olmak, secdeye çivilenmektir.Ben kimim, ben, ben, ben?.. O var ben yokum!.. O'nunla görüyor, O'nunla işliyor, O'nunla sesleniyor, O'nunla ayakta durabiliyor ve sonra "Ben" diyebiliyoruz... Velîyi "mevzuunu bulamaz ki ben desin!" Diye tarif eden Velî'ye kurban olayım!..
Sayfa 80 - VECDİMİN PENCERESİNDEN, (Haşyet), Büyük Doğu Yayınları
Yok!Diyenlere bir sözüm var:Siz bana gerçekten yok olan bir şeyi gösterebilir misiniz ki, "yok"u ispat edebilesiniz?.. Gösterebilecek olsanız, zaten o şey "yok" değil, "var" olur. Gösteremeyince de "yok" demeye imkânınız kalmaz! Allah'a "yok" diyebilmeniz ayrıca ispat ediyor ki, O "Var"ın tâ kendisi, "yok"unda Yaratıcısı...
Sayfa 68 - VECDİMİN PENCERESİNDEN, (Yok), Büyük Doğu Yayınları
(...) Aslında “Mutlak Fikrin Gerekliliği” tezi, “ex nihilo nihil fit” (Hiçten hiçbir şey çıkmaz) önermesinin epistemoloji alanındaki izdüşümü olarak okunabilir.
Salih Mirzabeyoğlu, klâsik ontolojik hakikati şuur ve düşünce sahasına tatbik etmiş, bu önermeyi bilgi teorisinin merkezine taşımıştır. İlk doğru baştan verilidir, tıpkı varlığın baştan verilmesi gibi. Bu da epistemolojik düzlemde, Mutlak Fikrin gerekliliğini ispat eder.Yâni epistemolojideki “doğru düşüncenin önceliği” ile ontolojideki “varlığın önceliği” aynı metafizik kökten çıkar. İkisi aynı hakikatin iki cephesidir:Varoluşun zemini Allah (Mutlak Varlık), bilginin zemini İslâm (Mutlak Fikir). “Nasıl ki tüm varlık Mutlak Varlık’a dayanma zorunluluğu içindedir, tüm düşünce de ancak Mutlak Fikir içinde doğruluk değerini bulur.” Ontolojide Mutlak Varlık neyse, epistemolojide Mutlak Fikir odur.
-REHA KANSU, "