Dolayısıyla asıl amaç, anlamlı bir hayat kurgulayabilmek, bu da, genlerimizin izin verdiği sınırlar içinde en mutlu olacağınız hayatı yaşamanızı sağlayacak yegâne unsur. Ancak gerçekten ilginç olan, bize sürekli mutlu olma zorunluluğunun pompalandığı bir yaşamı sürdürmemiz. Mutlu olmamak, sanki bizde bir gariplik olduğunun göstergesi gibi algılanıyor. Ve daha da ilginç olan, bu gariplik hissi ve herkesin mutlu olduğuna dair yanılgı, bizi daha da mutsuz hale getiriyor. Birçok insan kendinde bir sorun olduğunu düşünüyor. Sürekli Instagram'da paylaşılan tatil fotoğrafları, insanların dedikodu ortamlarında bile kendilerinin ne kadar mutlu bir hayat yaşadığını anlatma çabası, TikTok'ta mutluluk yalanını söyleyen çiftlerle dolu videolar.. Hatta güneşin doğuşuna bakıp mutlulukla dolmamız gerektiğini empoze eden tonlarca sosyal medya hesabı var. Tüm bunlar, sürekli mutluluğun normal bir şey olduğu illüzyonunu dayatıyor. Oysa gerçek şu ki, en az mutlu olmak kadar mutsuzluk da hayatın bir parçası. Sürekli mutluluk dayatması ve bu illüzyon.
beraberinde mutsuzluğu getiriyor. Sürekli mutlu olmayanlar (ki bu aslında herkes) kendilerinde bir gariplik olduğunu düşünmeye başlıor ve bu da onları mutluluk yerine mutsuzluğun kollarına itiyor.
Tüm bu zorlama mutluluk algısından kurtulup, asıl olana odaklanmanızı sağlayacak yegâne unsur ise gerçeklerle yüzleşmek. Gerçekten herkesin mutlu olmadığını, gerçekten başarılı olma olasılığının sandığınızdan düşük olduğunu ve gerçekten bir gün öleceğimiz gerçeğini kabullenmek... Bu gerçeklerle yüzleşmek, asıl amacınıza yönelmenizi sağlayacak en önemli unsur. Dolayısıyla, hâlâ umut var.