Dan Brown’un Cehennem kitabı, onun tipik formülünün (tarih, sanat, gizem ve güncel meseleler) üzerine kurulmuş olsa da, bu kez odağı çok daha güncel ve tartışmalı bir konuya çevriliyor: insanlığın geleceği ve aşırı nüfus artışı.
Eserin en dikkat çekici yanı, Dante’nin İlahi Komedya’sı üzerinden kurulan metaforlar. “Cehennem” bölümü, bir edebiyat klasiği olmaktan çıkarılıp modern bir biyoteknolojik tehdidin simgesine dönüştürülüyor. Brown burada klasik edebiyat ile günümüz biliminin en sert gerçeklerini buluşturuyor. Bir yanda sanat eserleri, tarihî şehirler (Floransa, Venedik, İstanbul), diğer yanda insan neslinin devamını sorgulayan bilimsel teoriler… Bu zıtlık, romanın temel omurgasını oluşturuyor.
Özellikle Zobrist karakteri, tek boyutlu bir “kötü adam” olmaktan çok daha fazlası. Onu ilginç kılan, aslında haklı kaygılar taşıyor olması: Dünya nüfusunun hızla artışı, kaynakların tükenişi, çevresel krizler… Yöntemleri dehşet verici olsa da, altındaki felsefe insana düşündürücü geliyor. Brown’un başarısı da burada: Okuyucuyu “acaba haklı olabilir mi?” sorusuyla yüzleştirmek.
Ayrıca mekânların seçimi rastgele değil. Floransa’da Dante’nin mirasıyla başlamak, Venedik’in masalsı ama aynı zamanda çürüyen yapısını araya koymak, finali ise İstanbul’un tarihsel çok katmanlılığına taşımak… Bu kentler, aslında romanın temasıyla paralel işleniyor: Zamanın ve insanlığın çürümesi ile yeniden doğuş arayışı. Özellikle İstanbul sahneleri, Doğu ile Batı’nın buluşma noktasında, insanlığın ortak yazgısına işaret ediyor.
Cehennem, sadece bir macera romanı değil; aynı zamanda modern dünyanın en büyük sorunlarından biri olan nüfus artışı, etik sınırlar ve insanlığın geleceği üzerine provokatif bir tartışma açıyor. Dan Brown, edebiyatın ve sanatın mirasını bilimsel kaygılarla