Irak'ta, Afganistan'da, Soma'da insanlar öldüğünde yasları tutulmuyor. Beş bin kişi denizi geçmeye çalışırken boğuldu ve etkisi olmadı ama Fransa'da 30 kişi terör saldırısında öldüğünde tüm dünya aynı anda yasa boğuldu.
- "Tevfik Fikret’i bilirsiniz. Ülkemizdeki ilk ve en hızlı Batıcılardandır. Bir arkadaşı onun için şöyle der: “İyi ki 1916’da öldü de iki yıl sonra ülkenin Batılılar tarafından işgâl edildiğini görmedi. Yoksa işgâlcileri medeniyet getiriyorlar diye alkışlayacaktı, biz de ona olan saygımızı kaybedecektik.” Gerçekten böyle bir adamdı Fikret. Ermeni çeteciler Abdulhamid’e suikast düzenlediklerinde, Ermeni şairlerinin bile yazamadığı “attın ama yazık ki vuramadın” mısralarını yazmıştı. Fikret’e soruyorlar: Balkanlarda çetelere yenildik, Çanakkalede düvel-i muazzamaya direniyoruz. Ne dersiniz? O da cevaben, “medeniyete direnme hassamız meşhurdur” diyor.
Fikret başlangıçta İttihatçıydı. Hatta İttihatçıların en büyük şairiydi. Sonra iktidarda İttihatçılar beklendiği gibi Batılılarla iyi geçinmeyince onları bırakmıştı. İttihatçılar, karşıtları Hürriyetçilerle boğazlaşıp ülkeyi felâketten felâkete sürüklerken, o, tarafsız kalmıştı. Bir hayranı dedi: “Mirim memlekette kan gövdeyi götürüyor. Siz ses çıkarmıyorsunuz. Bir şeyler yazın da biz de yönümüzü bulalım.”
Fikret cevaben oradaki yastığı istedi. Yastık uzatılınca ona bir yumruk attı ve sordu: “Yastığa bir şey oldu mu?” Muhatabı: Olmadı! “Peki elime bir şey oldu mu?” Muhatabı: Olmadı! Ve Fikret: “Bir yer ki, biri diğerine yumruk attığında ne yumruk atılana, ne de yumruk atana bir şey olur, orada hakikî bir şey yoktur, hepsi sahtedir.” İstikametindeki bozukluğu bir yana, parlak nükteleri, zekice kondurmaları vardır Fikret’in. Bu cevap da onlardan biridir. Haklıdır; bir yerde bir kavga olup da o kavganın taraflarının hiçbirine bir şey olmuyorsa ya o bir dizi setidir veya sahtelik, yalan ve riya, ortamda hiçbir hakikate yer bırakmamıştır. Kıssadan hisse hâlinde bakalım. Bir bakanla bir sendika başkanı birbirine yalan isnad ederek
Riyakarlık, münafıkların özelliklerindendir. Münafıklar bir taraftan güya Allah'ı aldatmaya çalışırken, diğer taraftan da mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Bu bakımdan onlar namazlarını tembel tembel kılarlar ve Allah'ı pek az anarlar. Bu vebal onlara yetmiyormuş gibi bir de mü'minleri de riya ile aldatmaya çalışırlar (en-Nisa, 4/142; el-Maun, 107/4-7)
Doğrusu bir insanın Allah'a itaat ediyor görünerek bununla zayıf olan herhangi bir kula gösteriş yapmayı amaçlaması onun oldukça düşük ve değersiz biri olduğunu gösterir. Çünkü karşısında riyakarlık yapmak istediği kimse ne bir yarar sağlayabilir, ne de bir zararı önleyebilir. Çünkü o da kendisi gibi güçsüz biridir. Ancak bu gibi bir yola başvuran kişi öyle sanıyor ki, güvendiği ve kendisine gösteriş yapmaya kalkıştığı şahıs, bu adamın isteklerini yerine getirmede Allah'tan (hâşâ) daha güçlüdür. Ya da Allah'a yakın olmaktansa böyle birine yakın olmanın ihtiyaçların yerine getirilmesinde daha etken olduğunu zannediyor?