Suç, Ceza ve Vicdan Azabı
Nasıl başlık ama, mükemmel estetik duruyor değil mi ? Romanı ilk okuduğumda 12-13 yaşımdayken falan aklıma bu başlık gelmişti. “Ben olsam kitabın adını böyle yapardım” demiştim. İyi ki ismini ben koymamışım berbat olurmuş.
Neyse konumuz bu değil, kitabı incelemeden önce biraz vicdan azabını tanıyalım. Bu yazılar doğru veya yanlış olabilir, hepsi benim geçmişteki tükettiğim içeriklerden ve kaynaklardan, kendi dilimle yorumlamamdan oluşuyor. Yazıyı tek gecede yazdım, o yüzden biraz aceleye gelmiş olabilir, kusura bakmayın.
Vicdan azabı nedir, nasıl gelişmiştir, önemi nedir ve neden vicdan azabı duyarız ?
Suçluluk hissi, pişmanlık ve vicdan azabı en keskin, en sert, en acımasız duygulardır. İnsanı sömürür, yer ve bitirir; kendi iç dünyamızda kendi yarattığımız zindanlara kapatırız kendimizi. Özellikle empati gibi insani yeteneklerinizde başarılıysanız, sizi yok eder. Ruhunuzu çürütür ve bunu durdurmanın bazen bir yolu olmaz. Onunla yaşar ve onunla ölürsünüz.
Huzura ermek için her şeyi yapar, her şeyi deneriz; tıpkı Nathan Algren gibi, tıpkı Arthur Morgan gibi. Belki biraz dindiririz, ama huzura erebilir miyiz ?
Hayır, çünkü gerçek hayattaki yanlışları silemiyoruz ya da değiştiremiyoruz; geri dönüşü olmuyor. Vicdan azabını birazcık dindirsek bile, o kor alev hep ruhumuzu yakar. O borç ödenmez.
Peki Vicdan Azabı neden var ?
Bunu Müslümanlık üzerinden yorumlamak istiyorum;
İslamofobi olmama rağmen oldukça perspektif ve tarafsız yorum yapmaya çalışacağım.
İslam dininde vicdan, en önemli ahlak kavramlarından biridir.
Müslümanlığa göre vicdan, kişinin iç dünyasında Allah'ın emirlerine ve yasaklarına uygunluk konusunda kendini değerlendirdiği bir mekanizmadır. Vicdan, kişinin ruhunda Allah'ın hükümlerini tanıma ve ona uygun davranma konusunda