Ne biçim insanlar bunlar!"
"Ne hale gelmiş bu nesil? Her şey önemli ama ölüm önemli değil!"
"Eğer ölümün onlar için hiçbir önemi yoksa, yaşamanın da yoktur. Öyleyse niçin ve nasıl yaşıyor bu insanlar?"
“Yeniden korkma”nın, her zamanda, her türlü insanlar arasında zuhur eden alelâde bir ruh hastalığı olarak görülmesi yeni keşfedilmiş bir hâdise değildir. Bunu hepimiz biliyoruz.
Bu maraz pek eski olmamakla beraber, hemen her devirde aşağı yukarı titiz- bunak dediğimiz, yeni olan her şeye daima mânâsız, mantıksız bir tarzda hücum eden bir zümreye, mahdut bir zümreye ait bir ruh haletini, muayyen bir symptome’u göstermektedir. Sebep basit: Kendisinden emin olmamak, ehemmiyetten düştüğünü anlıyarak eskiyi, daha doğrusu kendisinin bildiği ve “eski” dediği şeyi müdafaa etmek, rûhî yeni hiçbir hamleyi hazmedememek tenbelliğinden, yeniyi öğrenmemek korkusundan doğan bir megalomani, öyle bir megalomani ki iştirâk arar ve buna müsab olanlar kendisi gibi insanları bulunca dedikodu yapmaktan hoşlanır. Bu miskince bir beka hırsının zavallı bir tezahüründen başka bir şey değildir; ancak değişmiyen tabiat kanunları önünde o muhterem titiz- bunaklar ölecek ve yeniler, her an yeni şeyler doğacak ve değişecektir.”
Cehennemde doğmuş gibi hissediyorum, her geçen zaman ayrı bir katman derinliğine iner gibiyim. Alt tarafı,düzgün güvenebileceğim, denk, sadık bir kızla evlenip aile kurmak istemiştim.
Keşke şu o. çocuğu neslin seslerini ve ilişkilerini duymayacağım, geleneksel düzgün bir yerleşim yerine kaçabilsem ve orada düzgün bir genç kızla evlenebilsem.