• Rum garsona seslendi.
    - Gel çocuk
    - Sizin Kosti geldi mi buraya?
    - Geldi pasam
    - Oturdu mu buraya?
    - Oturdu pasam
    - Güneş batarken rakı icti mi?
    - içmedi pasam
    - E sormadın mı be çocuk, niye almaya kalkmış İzmir'i?
  • Şansımız varmış...
    Birkaç kıta gezdik.
    Şunu iddiayla söyleyebilirim...
    Dünyanın hiçbir yerinde İzmir'deki
    kadar güzel batmaz güneş.

    Yine öyle bir vakit...
    Bitmeyen enerji, kavuniçi bir top olmuş, trajik bir yangının küllerinden yeniden doğan şehrin ufuk çizgisinde,
    körfeze usul usul iniyor.
    Rakının dibine vurma saati...
    Takvimler, 1923'ü gösteriyor.


    Adres, numara 248, Kordon...
    Naim Palas... İkinci kat...
    Cumbada oturuyor Mustafa Kemal.
    Sevmez fazla yemeği.
    Leblebi var yine önünde...
    Garson titriyor. Çünkü çocuk, Rum.
    Sesleniyor Gazi, şefkatli bir ses tonuyla...
    "Vre Dimitri" diyor, "gel bakayım."
    Çocuk, "buyur pasam" diyor, ş'lere dili dönmeyen, kırık dökük Türkçesi'yle.
    "Sizin Kosti" diyor... İşgal sırasında İzmir'e gelen Yunan Kralı Konstantin'i kastederek... Sizin Kosti, geldi mi buraya?
    Geldi pasam...
    Oturdu mu bu masaya?
    Oturdu pasam.
    Güneş batarken rakı içti mi?
    İçmedi pasam.
    E o zaman sormadın mı çocuk,
    ne halt etmeye almış İzmir'i?


    İşte böyle batar güneş orada.

    Nereye götürsem bilmem ki, nereleri gezdirsem, bugün sizi İzmir'de...
    Mustafa Kemal Bulvarı'na mı götürsem, Alsancak'a mı? Lozan Meydanı'na mı, Montrö Meydanı'na mı?
    Hasan Tahsin'in ilk kurşunu attığı yerde dua mı etsek, Zübeyde Hanım'ın kabri başında rahmet mi okusak?
    Anacığını emanet etmiş,
    adam gibi adam bu şehire... Kız almış. "Denizi kız, kızı deniz, sokakları hem kız hem deniz kokan" bu şehirden... Evlenmiş.
    Latife Hanım'ın köşküne mi götürsem?
    26 Ağustos kapısından mı girsek fuara, Kahramanlar kapısından mı?
    Oradan girmiş süvariler İzmir'e...
    Çok şehit vermişiz. İsimleri meçhul.
    Onun için kısaca Kahramanlar demişiz,
    o semtin adına...
    İlk girdikleri noktada da,
    Şehitler Abidesi var...
    Bu vatan için İzmir'de ilk düşenler...
    Onların isimlerini biliyoruz...
    Oraya mı gitsek acaba?
    İkinci Tümen Dördüncü Alay'dan
    Konyalı Mehmet,
    Akşehirli Hakkı,
    Avanoslu Ahmet...
    Şehitler Abidesi deriz ama,
    ismi başkadır aslında...
    "Vatan ve Namus Anıtı..." Oraya mı gitsek? Başlarında Yüzbaşı Şerafettin vardı.
    O caddenin şimdiki adı. Oraya mı gitsek? Fahrettin Altay Meydanı'na mı,
    yoksa
    Cumhuriyet Meydanı'na mı?
    "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri" diyen heykele...
    Cadde mi gezsek...
    Dumlupınar caddesi, Şehitler,
    Gaziler, Vatan, İstiklal, İnönü,
    Akıncılar, Şehit Fethi caddesi...
    Yoksa bulvar mı gezsek...
    Gazi, Fevzipaşa. Mahalle desen... Egemenlik mahallesi, Kurtuluş,
    Mehmet Akif, Millet, Kubilay, Sakarya,
    Ülkü, İnönü, 19 Mayıs, Tınaztepe, Kocatepe, Duatepe, Zafertepe,
    Hürriyet mahallesi...
    Semt mi gezsek...
    Çankaya da var, Bayraklı da...
    Hatay var kardeşim, Hatay.
    Okul mu gezsek...
    Atatürk Lisesi, Cumhuriyet Lisesi,
    Dokuz Eylül Üniversitesi,
    Hakimiyet-i Milliye, Misak-ı Milli,
    Gazi ilkokulu...
    Atatürk Stadı'nda Altay'ı mı seyretsek, Alsancak Stadı'nda Altınordu'yu mu?

    Sadece şehir değildir orası.
    "Milli mücadele müzesi" dir.
    Adım attığın her yerde gördüğün isimlerle.
    Bahçedir...
    Kanla sulanan, terle yeşeren.

    İstanbul'daki gibi Birinci Ahmet
    Çeşmesi falan yoktur orada...
    Ankara'daki gibi Cinnah caddesi,
    Arjantin caddesi de bulamazsın pek...
    Recep Tayyip Erdoğan Kavşağı'nı
    teklif etmez hiç kimse...

    İşgal edildiği gün, bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan... İşgali bittiği gün,
    o ulusun kurtuluş savaşını bitiren... Dünyadaki tek şehirdir.

    Ve bugün, o gün...
    9 Eylül.
    Ne güzeldir bugün İzmir'de olmak.
    Ve ne zordur bugün İzmir'de olamamak.
    Kıymetini bilmek lazım.
    Yılmaz Özdil
    9 Eylül 2006 Sabah köşe yazısı