(...) Yanılmıyorsam bazı gazetelerde bazı köşe yazarları da depremden sonra bu hususu dile getirdiler ve Salih Mirzabeyoğlu‘nun “Dünya çapında bir hâdise; dünyayı sarsan hâdise” diyerek bu büyük depremi önceden haber vermesine dikkat çektiler. Fakat bunun neden ve nasıl böyle olduğuna dair hiçbir açıklama ve yorum görmedim; kendim de ne olduğunu bilmiyorum.İki şey olabilir. Birincisi: 17 Ağustos depremi ile Tilki Günlüğü’nün 17 Ağustos tarihinde “dünya çapında bir hâdise: dünyayı sarsan hâdise” diye başlaması, bütünüyle birbiriyle alâkasız ve tesadüfen aynı tarihe denk gelmiş iki vak’adır. 17 Ağustos tarihleri boyunca yalnız bu ikisi değil, onlarca, onbinlerce vak’a bir araya getirilebilir ve aralarında bir mantık ilgisi bulunmaya çalışılabilir.İkincisi: Bu iki hâdise arasında dikkat çekici bir fikir ilgisi vardır ki, birinin mânâsı anlaşılmadan diğerinin ve diğerinin mânâsı anlaşılmadan birinin hikmeti anlaşılmaz. Eğer böyle düşünülürse, daha korkunç, daha siyah bir düşünce de tabiî olarak kendisini gösterir: Bu sadece “başlangıç”tır, bunun bir de daha korkunç, daha büyük sonuçları olacaktır.
TİLKİ GÜNLÜĞÜ -Ufuk ile Hafiye-III-, 24 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Ayrıca daha önce de dediğim gibi, insanlar karmaşıktır. Dışarıdan mükemmel görünebilirler ama karanlıkta korkunç şeyler yapıyor olabilirler. Onları yüceltebilir ama sonunda hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Hayal kırıklığına uğramak yerine şöyle düşünmeye çalışın: “Onlar da kanlı canlı insanlar." Bu, kendinize karşı daha cömert yaklaşmanızda yardımcı olacaktır.
Delikanlıyken durmadan hayal kurardım; onlardan geriye ne kaldı? Korkunç bir rüyayla cebelleşmenin bitkinliği gibi bir bitkinlik ve pişmanlıklarla dolu silik bir anı
Acı kadar çirkindi; günah kadar kirliydi. Tükürüğümü yutarak, diz üstü çöktüm, Tanrı'nın çektiği kahrın korkunç ağırlığına iğneleyici bir söz ekleyecek gücüm yoktu. Onu baştan çıkartamayacağımı hemen anladım, çünkü benden kaçmıyordu.