Ne okudum ben!!! İnanılmaz güzeldi, sonu daha farklı olabilirdi katil başkası çıksın isterdim, tahmin edemeyelim diye zorlama birini seçmiş gibi yazar. Amaaaaa konusu, ilerleyişleri, 3 kişi ağzından anlatılması çok iyiydi.
Toplu tecavüz hem de daha çocuk olan kızlara, hayvan katli, madde kullanımı ve aşırı alkol alkol alkol olmasa güzel olurdu. Bu kısımlar beni psikolojik olarak çok yordu okurken, özellikle o 16. Doğum günü gecesi olanları nasıl unuturum bilmiyorum, korkunçtu.
Tam katil evet bu diyorum o da ölüyor, bir başkası için bu diyorum o da ölüyor. En sonunda tamam bu dedim eminim artık benim diye anlatıyor tak yine değişti, son 5 sayfada bile olaylar olaylar.
Priya Patel olayı tam bağlanmamış, havada kalmış bence. Hikayesi fazla eksik geldi bana. Jack’i eve davet ettiği gece 1 saat boyunca nereye gitti? Neden bütün olaylar olurken gizli bir şekilde Anna’nın annesinin evine gitti? Neyden şüphelenmişti, ne düşünüyordu? Keşke onun ağzından da hiç değilse bir bölüm okuyabilseydik her şey yerli yerine otururdu bence.
Polisiye, gerilim seven herkese tavsiyedir.
Abime bu kitabı okuduğumu ve filmini izlediğimi söylediğimde, 'Sen nasıl bir insan oldun? Hiçbir edebi değeri olmayan, saçma sapan şeylerle vakit kaybediyorsun,' dedi. Haklıydı; gerçekten de vaktime yazık olmuş.
Kitabı daha iyi analiz edebilmek adına yazarını araştırdığımda, hayatının önemli bir kısmını akıl hastanelerinde ve hapishanelerde geçirmiş, zihinsel dünyası oldukça karanlık biri olduğunu öğrendim. Kitabın distopik kurgusuna gelecek olursak; ne yazık ki anlatılanların gerçekleşme ihtimali o kadar yüksek ki... Hani 'dizilerde, filmlerde olur böyle şeyler, gerçekle ilgisi yok' deyip geçtiğimiz o sahneler var ya; bu kitap, o dehşetin aslında ne kadar somut ve kanıtlanabilir olduğunu yüzümüze vuruyor. Bir avuç zenginin, çocukları nasıl cellatça bir zihniyetle avladığını ve pedofili bataklığında neler çevirdiklerini okumak gerçekten korkunçtu.
İtiraf etmem gerekirse, kitabın tamamını okumadım; sadece ilk 50-60 sayfası ile son 10 sayfasıyla yetindim. İyi ki de öyle yapmışım. Kitabın 70’lerin pornografik sinemasında başköşeye oturmuş olması da şaşırtıcı değil. Filmin oyuncu kadrosuna gelince, tam bir hüsran. İnsan biraz estetik kaygı güder; o roller için bebeksi yüzler, kusursuz vücutlar seçilmeliydi. Gerçi öyle olsa ne değişecekti ki? Cinsel arzuları ve dürtüleri sadizmle kirlenmiş bu canavarların elinde, hepsi yine aynı akıbete mahkûm edileceklerdi.
Benim asıl anlamadığım nokta şu: istismar edilecekler olarak seçilen bu çocukların hepsi iyi eğitimli, saygın ailelerden gelen çocuklar. Film, kitabın yanında içerik olarak oldukça hafif kalmış. Yazar zaten genel olarak bu karanlık ve rahatsız edici tonda eserler veriyor; bence uzak durulması gereken bir külliyat.
SodomMarquis de Sade · Chiviyazıları Yayınevi · 2018772 okunma
Bu kitap yüzünden japonlara olan saygımı yitirdim. Samuray döneminin yozlaşmış olduğu konusunda az biraz bilgim vardı ama bu kadarınıda beklemiyordum. Adamın düşünceleri korkunçtu.
Bir hikaye kahramanının ya da karakterinin, bir efsaneleşmiş gerçek tanınmış kişinin, sıradan bir insanın ve gerçek (?) öznenin (senin/sizin) ölümü hakkında paralel ve asimetrik dağılan düzleminde toplumun ağır görünür ya da görünmez etkisinin yayıldığı oldukça olağan bir durumun yani ölümün oldukça olağan bir anlatısıyla karşılaşıyoruz kitapta. Hemen ansızın ölmek üzerinden değil bu, doktorların laf salatası yaptığı hastanın ölünceye dek boğazından geçirmeyi hedeflerine koymayı düşündükleri türden. Vakit belirsiz ama yakın olduğu kesin. Ivan İlyiç hayatına bakıyor, tüm yaşadıklarına... Ama bir dakika, yaşamak söz konusu ölümken fazla kaçmadı mı? (İtirazım Var, Müslüm Baba'dan iyi gider) Hem... Gerçekten yaşamış mıydı? Oldukça işinde usta, titiz bir yargıcın yüzeyde hiç sorunu olmayan bir hayatı var, öyle değil mi? En azından herkes tarafından bilinen bu. Kitap öyle acımasız bir başlangıç bölümü sunuyor ki aklımda kalanlar olarak ilk karakterin toplumdaki kimliği geliyor, eh tabi bu benliğini de yontuyor. Üçüncü kişi anlatımın tanrısal bakışına kapılmam beni de hikayenin hem dışına hem de birebir içine dahil etti, Ivan İlyiç olurken bir baktım ki o çekilmez aile üyelerinden herhangi biriyim, düşüncesi bile korkunçtu ama işte kitap, düşüncesini akla getirdi ya işte orada hakkını vermek lazım; okuduğum zaman düşünmeye özellikle de empatiye itmesini ki bunu da dolambaçlı yollardan yapmıyor, tekniği falan diye bir yerlerde geçiyor mu bilmem ama anladığım kadarıyla yaptığı yalnızca iyi bir gözlem ve objektif bakış açılarının hakiminde karakterleri görmemizi sağlaması.
Gaius'un (Sezar'mış) ölümlü olmasına tümdengelimle bahseden yerde Ivan İlyiç kıyasa geçiyor tıpkı cenazesinde en yakın dostu dediği kişinin bile yaptığı gibi (Ölen ben değilim, şükrü).
"Gaius hiç
bitirdim… ve yazara söylemek idtediğim cok önemli birşey var
BACIM ALLAH’INI SEVERSEN SEN NE YEDİN NE İÇTİN BU KİTABI YAZDIN!?! Bi de bunun fanları falan var kafayı yersin ya…. Bu arada hala konuyu anlamadım. Spoi de aldım ama ztn sırf sıkıntıdan ve bu kitabı okuduktan sonra okudugum her kitaptan zevk alıyım diue okumustum… ya tamam yazar böyle nası herkesin ruh hastası oldugunu nası korelin(AYRICA KOREL DİYE İSİM Mİ OLUR) dehşetül vahşet havalı karizmatik fln zart zurt olduğunu göstermek istemis… AMA DEĞİL. Adam yürüyen red flag ama yane sadece ree flag değil adam bildiğin manyak osşkopay şerefsiz ruh hastası bisi. VE HAYIR BUNU ROMANTİKLEŞTİREMEZSİN. Ana karakter kızımız tam bir yn… Boyu kısa herseyi küçük minik elli fln… cok korkunctu ya… olabikecek tüm klişeleri kullanmıs yazarımız tebrikler… ya abi komikti btw… tek anlamadıgım kitabın basındaki karakterker niye kitabın sonunda kayboldu? yani bi görseydik onları da faaln? neyse yani öyle okumanıza gerek yok bu kitabın ya da direkt koreli ezelin fanını görürseniz arkanıza bile bakmadan topuklarınızı minnoş tatlıs popişlerinize vurarak kaçın
Bu kitabı okurken sürekli aynı şeyi düşündüm:
Raskolnikov'un yaptığı şey mi daha korkunçtu, yoksa onu buna götüren düşünceler mi?
Dostoyevski, okuru bir mahkeme salonuna sokmuyor. Tam tersine, yargıç koltuğunu çekip önümüze bırakıyor. Sayfalar boyunca sadece Raskolnikov'u değil, kendi düşüncelerimizi de yargılamaya başlıyoruz.
Kitap bittiğinde olay örgüsünden çok karakterlerin zihninde dolaşan fikirler aklımda kaldı. Bir insan kendini ne kadar haklı görebilir? Bir düşünce, insanı ne kadar ileri götürebilir? Ve gerçekten herkesin aşamayacağı bir vicdan sınırı var mıdır?
Suç ve Ceza'yı güçlü yapan şey cinayet değil. Cinayet birçok romanda var. Güçlü olan şey, Dostoyevski'nin insan zihninin karanlık koridorlarında elinde fener olmadan dolaşabilmesi.
Bu kitabı okuduktan sonra Raskolnikov'u sevmedim, ona hak da vermedim. Ama onu anlamaya çalıştım. Belki de büyük edebiyatın amacı budur: Hak vermek değil, anlamaya zorlamak.
Aradan yıllar geçse de insanların bu kitabı konuşmaya devam etmesinin sebebi hikâyesi değil; insan doğasının bugün de değişmemiş olması.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,2bin okunma