(Rüya) (Bir sahnede öğrenciler bayan bir profesöre hışımla sorular yağdırıyordu. Bir öğrenci el kaldırdı ve profesör söz verdi. Kurulda 5 tane profesör vardı dikkatlice söyleşiyi izliyorlardı.) Öğrenci: Merhaba Benim sorum geçmiş çağlarda yaşamış bir yazar hakkında Berke’yi biliyor musunuz ? (Kurul yaka silkti,tedirgin bir şekilde Profesöre baktılar.) Profesör: Evet biliyorum. Öğrenci: Ne kadar ülkemizin benimsemediği bir yazar olsa da son 30 senedir batıda sevilen bir isim. Siyasiler için ağır ithamları var,Siyaset makamının bir aslanı bile köpekleştirebileceğine dair söylemlerini de yer yer gördük. Ayrıca onun kaleminde sınıflar arasında keskin bir kutuplaşma görüyoruz. Yüksek sosyete - Üst sınıf - Orta sınıf - Alt sınıf şeklinde Aydının kalemine göre Bunların biri- hissettirmemeye çalışan bireyler çıksa bile- gerçeklikte diğerinden kendini üstün görüyor. Ve bu kutuplaşmalardan ne aşk ne dostluk ne de arkadaşlık çıkmayacağını aydın şiddetli bir şekilde ifade etmiş. Devir bir dinazor devri değil ve ben bu söylemlere inanmak istemiyorum. İnsanlığın ayrım gözetecek kadar gelişmediği fikri beni çıldırtıyor ki inanmıyorum aydına. Toplumsal sınıfların her birinin kokuşmuş olduğunu ve çok farklı görünmelerine rağmen birbirinin aynısı olduğunu da yazmış Sistemlerin her biri için de sömürü aracı dediği gibi kendini geliştirememiş erkeklerin -ki çoğunluğu böyledir diyor- kadına bir obje - zevk için kullanılacak bir nesne -gözüyle baktığını söylüyor. -Bunun da bir palavra olduğunu düşünüyorum- Eserlerinde kadını erkekten üstün tutuyor ve tamamıyla hür olması gerektiğine değiniyor ve aşkın milyonda bir olduğunu savunuyor. Anlaşılamayacak bir aydın olduğunu biliyor ve sizden Dürüst olmanızı istiyorum. Anlattıkları kanıtla tescillendirilip ispat edilebilecek şeyler mi
Var olmak sisteme uymak mıdır?
Gerek din kurumlarının gerekse partilerin insanı özgür değil, eşit yapmaya çalıştığını savunan Jaspers'a göre gerçek varoluşunu yaşayamayan insanın başkaları tarafından kurulmuş düzenden kurtulabilmesi ve kabuğunu kırabilmesi için 3 zorunlu koşul vardır: Yalnızlık, cesaret ve mücadele.
Felsefe-Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Savaşa karşı barış. Sömürüye karşı insanca yaşam. Hiç bir koşulda kavgadan kaçmayan kitlelerin kollektif inat ve öfkesi ile sürülmesi ile mümkün olabilir. İnsanca yaşam ancak ve ancak ilk koşul sosyalizm ile kominizme evrilmesi ile mümkün olabilir. En kötü sosyaliz örnekleri bile bu sistemlerden daha iyidir.
Düşünce
Merhaba sayın arkadaşlar, bugün sizleri bu yazıyla biraz derin bir yolculuğa çıkarmak istedim. Hazırsanız başlıyorum. Sizce bilinç dediğimiz şey tam olarak nerede yer alıyor? Aslında bilincin tam olarak nerede olduğunu dile getirmek imkansız gibi fakat kendimce zihnimde oluşan olguyu sizlere aktarmaya çalışayım. Bilinç zihinsel olarak fark edebilmektir ancak fikrimce bu sadece zihinle gerçekleşen bir şey değil hissiyatlarla birleşerek asıl özünü oluşturuyor. Bilincin ruhun içinde olduğunu düşünüyorum, yanlış anlaşılmasın ruhun kendisidir demiyorum. Bunu şu şekilde düşünebilirsiniz: Bedenimiz bir radyoysa ruhumuz o radyoda çalan müziktir, bilinçse müzikte yayılan frekanslardır. Yani dokuların birleşip asıl öz benliğini oluşturması gibi düşünebilirsiniz. Her insanın zihni farklıdır, kimin nasıl bir düşünme biçimi var tam olarak bilemeyiz ancak genel itibariyle insanlar zihinlerine ya "ben" ya da "biz" diye hitap ediyor. Geçen gün zihinsel olarak kendimce bir tartışma içindeyken sanki iki farklı benliğim var da aynı anda birbirinin savını eleştirel bir bakış açısıyla çürütüyorlardı. Baktım ki kendime biz diyorum, sonra diğer bir benliğim dile gelip: Biz ben olmuyor muyuz, diye başka kapsamlı bir sorgulama başlattı. Bence bu ayrıştırma biçimi biraz da insanın dışarıdan kendini nasıl bir bakış açısıyla görebildiğini öğrenmek için yaptığı bir koşul. Bu süreçte bazen zihin birçok şeyi elinde tutup, üstten bir şeyleri ele alıyormuş gibi gözükebilir ancak bunun biraz da eleştirel bir farkındalıktan doğduğunu düşünüyorum. Zihin hep arka kısımda diğer dosyaları açık bırakıyor ki benliğinin oluştuğu en yakın ve argümansal olarak en mantıklı veriyi kabul edebilsin. Düşünme eylemi bana hep çok tuhaf gelmiştir. Şu an okuduğunuz bu yazıyı ben düşünerek yazıyorum ama kelimeler,
Felsefe
Failimin adı:Nisera
Zamanın ilk kez ne zaman başladığını, akreple yelkovanın o bitmek bilmeyen döngüye ilk ne zaman adım attığını hiçbirimiz tam olarak bilemiyoruz. Ama insan denilen o hem muazzam hem de bir o kadar bencil ve kusurlu varlık dünya sahnesine çıktığından beri, cevabını aramaktan yorulduğumuz tek bir soru var: Bir insan, bir başka insanı gerçekten hiçbir çıkar gözetmeden, hiçbir koşul öne sürmeden, olduğu gibi ve sonsuzca sevebilir mi? Eğer bu satırları okuyorsan muhtemelen senin de içinde bir yerlerde bu soruya verilen o sessiz, buruk ve artık inanmayan cevabın sızısı geziniyordur.Çünkü dürüst olmak gerekirse, ben de artık o eski masallara, o gökyüzü kadar geniş ve karşılıksız olduğu iddia edilen sevgilere inanmakta çok güçlük çekiyorum... İlişkilerin, özellikle de hayatın tam merkezine koyduğumuz o devasa duygunun —yani aşkın— doğası çok değişti. Aşk öyle tuhaf, öyle amansız bir çelişki ki; insanı tek bir bakışla, tek bir tatlı sözle yeniden doğuracak kadar güçlü, ama aynı zamanda henüz nefes alırken, kalbin göğüs kafesinde delicesine çarpıp dururken seni binlerce kez öldürecek kadar da acımasız. Yaşayan bir ölüye dönüşmek nedir bilirsiniz; ciğerlerine hava dolar ama ruhunun gırtlağı sıkılmıştır. İşte aşk, insanı bu arafta bırakabilen, nefes alırken canını alan yegane şey. Şöyle bir insanlığın ilk zamanlarına bakacak olursak: O dönemlerde her şey çok daha düz, belki de kaçınılmaz bir mecburiyetten ibaretti. İnsanlar birbirine muhtaçtı; doğanın vahşetine karşı tek başlarına ayakta kalamazlardı. Ortada seçebilecekleri milyarlarca insan, kusursuz profiller, tek bir parmak hareketiyle vazgeçebilecekleri alternatifler yoktu. Hayatta kalmak ve üremek bir zorunluluktu; yanındakine tutunmak, onun sıcaklığına sığınmak zorundaydın. O dönemde belki bugünkü anlamda romantik bir
Adam kötülüğünü keşfetmeden iyilik nedir bilemez. Çünkü iki zıt koşul arasından muhakeme yaparak ancak akıl inşa edilebilir.Sokaktaki adama sorsan herkes iyi. Peki bu dünya neden bu halde diye sorsan. Başkalarının yüzünden diyecek.