Koşulsuz sevgi her çocuğun hakkıdır
10/10
·316 syf.·
2026 114. kitabı
Sevgiye koşul koymadan büyümek, her çocuğun en temel hakkıdır. Alfie Kohn’un “Koşulsuz Ebeveynlik” kitabı, tam da bu unutulmuş gerçeği, modern ebeveynlik pratiklerinin tam kalbine bir ayna tutarak hatırlatıyor. Bu kitap, yalnızca bir çocuk yetiştirme rehberi değil; sevginin, disiplinin ve saygının anlamını kökten sorgulatan, insanın içine işleyen bir manifestodur. Kohn, bizi en rahatsız edici soruyla yüzleştirir: “Çocuğunuzu, sadece siz istediğiniz gibi davrandığında mı seviyorsunuz?” Övgü, ödül, ceza ve mola gibi neredeyse kutsallaşmış yöntemlerin aslında nasıl birer kontrol aracına dönüştüğünü, çocuğa “sen ancak benim onayladığım kişi olduğunda değerlisin” mesajını fısıldadığını sarsıcı bir netlikle anlatıyor. Sayfalar ilerledikçe, farkında olmadan kurduğumuz bu koşullu sevgi döngüsünün, çocuğun öz saygısını ve iç motivasyonunu nasıl sessizce tükettiğini görmek, okuru derin bir muhasebeye itiyor. Ancak kitabın asıl büyüsü, yalnızca yıkmakla kalmayıp sunduğu umut dolu alternatifte saklı. Kohn, “çocuklarla birlikte çalışmak” felsefesini, yani onları yönlendirilecek nesneler değil, saygı duyulacak bireyler olarak görmeyi öneriyor. Bu yaklaşım, uzun vadeli hedeflere odaklanmayı, bir davranışın ardındaki ihtiyacı anlamayı ve en önemlisi, çocuğa her koşulda arkasında olduğumuzu hissettirmeyi gerektiriyor. Zorlayıcı, sabır isteyen ama özgür, öz güvenli ve şefkatli insanlar yetiştirmenin yegâne yolu bu. Bu noktada, kitabın Türkçe çevirisinin hakkını teslim etmek gerek. Orijinal dilindeki yoğun duyguyu, akademik derinliği ve yer yer sarsıcı tonu kaybetmeden Türkçeye aktarmak büyük bir ustalık ister. Çeviri, okurken kelimelerin ardında bir yabancı dilin gölgesini hissettirmiyor; sanki Kohn Türkçe yazmış gibi akıcı, doğal ve etkileyici. “Koşulsuz ebeveynlik” gibi temel bir
Psikoloji
Koşulsuz EbeveynlikAlfie Kohn · Görünmez Adam Yayıncılık · 2020916 okunma
Ben bir köpeğim. Ben bir köpeğim!..
10/10
·132 syf.··
2026 84. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 23:29
Geçenlerde sahilde bir sahne gördüm. Küçük bir kız çocuğu koşturup bağırıyordu: "Ben bir köpeğim! Ben bir köpeğim!" gülümsedim önce. Sonra donup kaldım. Çünkü o an aklıma Bulgakov'un köpeği Şarik'i düştü. Ve şunu düşündüm: Keşke ben de bir köpek olsam. "Bana Et Ver, Bana Şefkat Ver — Geri Kalanını Senin Ahlakına Bırakıyorum" Bulgakov'un Köpek Kalbi'nde Şarik, Moskova sokaklarında açlıktan kıvranırken bile gözlemler, düşünür, hisseder. Bir aşçının ona kaynar su dökmesini anlatırken şöyle der yazar: "İnsanlar arasında da iyi olanlar var. İşte o aşçı kadın — kalp hastalığından hasta, ama yine de acıdı." Şarik insanları sınıflandırmaz ideolojiye göre. Ona bakan ellere bakar. Isınan mı, merhemetli mi? O kadar. Oysa Profesör Preobrazhensky — zeki, kültürlü, medeni — bir bilimsel hırs uğruna o masum köpeği masaya yatırır. Sharikov'u yaratır. Ve yarattığı canavarın sorumluluğunu almak yerine çözümü yine cerrahi müdahalede arar. Bilim burada alete dönüşür. Vicdan değil, araç. İşte o zaman Şarik'in gözleri aklıma gelir. Şarik hiç pazarlık yapmamıştır. Şarik hiç koşul öne sürmemiştir. Şarik sadece bakmıştır — ve o bakışta dünyayı görmüştür. İnsanoğlu Bazen Hayvandan Daha Aşağıya Düşer Bulgakov bunu söylemez doğrudan. Ama sayfaların arasına gömer, okuyucu hisseder: Sharikov — yani insana dönüştürülen köpek — zamanla ihbar eder, yalan söyler, şikâyet dilekçesi yazar. Peki bunları kimden öğrenmiştir? İnsanlardan.
Edebiyat
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201925,7bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
En az Kargalar Meclisi kadar sevdim!
10/10
·406 syf.··
2026 17. kitabı
Bitirdim ve o kadar etkilendim ki... Kitabın konusunu değil direkt yorumumu paylaşıcam çünkü şuanda bitirdim ve çok duygu doluyum. Betimlemeler ve üslup o kadar... o kadar... harikaydı ki. Sanki kalemi de kurgusu gibi aynı amansız kayalıklara vurmuş ve tuzlu suda yıkanmış gibiydi ama karakterlere ve evrene nazaran bir nefreti yoktu. Kalemi, kan dondurucu efsaneleri fısıldar ve lanetlerden, Tak ve Dak'ın kulak asmadığı dualardan, evrende yaşanabilir ideal tek bir koşul kalmamış olan düzenden bahsederken tüm bu hikayeleri Yaşlı ihtiyar dünyanın dört bir yanına ve insanların ruhlarına dahi hakim olmuş Derin Deniz'e, Derin Deniz'de rüzgarlara anlatmış, kalemi balık, tuz ve efsanelerin kokusunda yoğrulmuş, her bir yolcukukta biraz daha aromalanmış ve son lezzetini Övgü'nün oluşturduğu karakterlerin kişiliklerinde almış gibiydi. Davranış ve olaylar zincirinin akıcılığını, heyecan vericiliğini saymıyorum bile. Bu kitapta ki her şeye kurgunun geçtiği evrenin kokusu sinmiş. Duygular, ufuk kokan umutlar, Kaya sidiği aromalı sefalet, deniz tuzu ve mercan (mercanın kokusu var mı bende bilmiom) kokulu efsaneler. Muazzam ötesi harika bir kitap. Bu kitab, okuduğum için minnet duyduğum kitaplar listesine girdi. Bu kitabı okuduğum için minnet duyuyorum. Övgü Deveci Safi
Hainin MührüÖvgü Deveci Safi · Perseus Yayınevi · 2024442 okunma
10/10
·126 syf.··
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 22:01
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) Karşılıksız bir aşk ve kabul görmeyen bir son! Werther, Lotte'ye aşık olur. Lotte, Albert'le evlenir. Zamanla Werther'ın ruhundaki ahenk bozulur ve Albert'in karısı ile arasındaki güzel ilişkiye zarar verdiğini düşünür, bu yüzden kendini suçlar. En güzel insani duygulardan aşk, yazgısı mutlu etmesi gereken insanları üzer ve Werther, " Niçin uyandırıyorsun beni bahar yeli? Hem esiyor, hem de diyorsun ki: Göklerin şebnemini yağdırırım! Oysa yapraklarımın kuruması yakın, yapraklarımın dökecek fırtına! Yarın gezgin gelecek, gelecek ve tüm güzelliğimle beni görecek, kırlarda her yanda gözleri beni arayacak, ama bulamayacak." (S.116) diyerek bir son verir hayatına. Lakin bu kitaba sadece imkansız aşk ve hayattan vazgeçiş gözüyle bakmak yanıltıcı olur. Yazar, yaşantısının dar çemberinde dönen bir hayat isteyen Werther'in, yaşamdan vazgeçişini gün gün kaleme alırken ara temalarda: İnsanın özgürlük korkusuna, Sınıfsal ön yargılara, Çocuk gibi yönetilen insanların körlüğüne, Gücün sınırının denemeden bilinemeyeceğine, Kötü günlere katlanabilmek için, iyi günlerin tadını doyasıya çıkarmamın önemine, Keyifli olmadığında maskenin gereksizliğine, Mutlu edemediğimiz, mutlu insanlar gördüğümüzde dayanamadığımıza, Çocukları hayata hazırlarken sadece olumlular vermemizin yanılgısına, Başkalarının öğretilerinde yaşamak yerine, kendi tutkumuzun peşinden gitmemiz gerektiğine, İnsanları yargılarken eylemden çok nedeninin önemine,
1000Kitap
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,1bin okunma
Aşk ve saplantı
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 11:50
Gabriel Garcia Marquez’in Kolera Günlerinde Aşk romanı, ilk bakışta yarım asrı aşan bir sadakatin ve bekleyişin destanı gibi görünse de, derine indikçe insanın kendine bile itiraf edemediği çelişkilerle örülü bir duygu labirentine dönüşüyor; çünkü burada aşk, ne saf bir bağlılık ne de masum bir özlem olarak kalıyor, aksine zamanın içinde şekil değiştiren, bazen alışkanlığa, bazen yalnızlığa, bazen de vazgeçememe inadına dönüşen bir hâl alıyor. Florentino Ariza’nın Fermina’ya duyduğu o bitmeyen bağlılık, ilk anda romantik bir direniş gibi dursa da, yıllar boyunca yüzlerce ilişkiyle kirlenen bir sadakatin ne kadar “gerçek” olduğu sorusunu kaçınılmaz biçimde önümüze koyuyor; çünkü bir kalbin tek bir kişiye ait olduğunu söylemek kolay, ama o kalbin yaşam biçimi bambaşka yönlere savruluyorsa, burada artık aşktan çok bir saplantının izleri hissediliyor. Öte yandan Juvenal Urbino karakteri, kusurlarıyla, hatalarıyla ve içsel hesaplaşmalarıyla romanın en “insan” tarafını temsil ediyor; düzeni, aklı ve kontrolü simgeleyen bir adamın son derece sıradan bir ölümle hayattan kopması ise, insanın kurduğu tüm sistemlerin aslında ne kadar kırılgan olduğunu yüzümüze çarpıyor. Fermina Daza ise iki dünya arasında sıkışmış gibi: gençliğin coşkulu ama belirsiz aşkı ile yetişkinliğin güvenli ama daha mesafeli bağlılığı arasında yaptığı seçim, aşkın çoğu zaman bir duygu değil, bir koşul ve zaman meselesi olduğunu düşündürüyor. Márquez, bu romanında kusursuz aşklar anlatmıyor; aksine, eksik, çelişkili ve yer yer rahatsız edici ilişkiler üzerinden, aşkın idealize edilmiş halini parçalayarak yerine daha gerçek, daha sert ve daha tanıdık bir duygu bırakıyor: beklemekle sevmek arasındaki ince çizgi. Ve insan ister istemez şu soruya takılı kalıyor: Yarım asır süren bir bekleyiş gerçekten aşk
Kolera Günlerinde AşkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202511,2bin okunma
Müntehir Olmak
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 08:52
Sizlerle Prof. Dr. Rüya Kılıç'ın çalışması İntiharın Tarihi eserini paylaşacağım. Son zamanlarda artan intihar vakaları üzerine yaptığım bir araştırma sırasında bu esere denk geldim. Günümüzde intiharın psikolojik ve sosyolojik dinamikleri hakkında çok fazla fikir yürütüyoruz lakin yakın tarihe pek bakmıyoruz. Elbette her çağın dertleri ve devaları farklı fakat insan olmanın getirdiği ahlaki yönler hiçbir zaman değişmedi, değişmeyecekte zannımca. Bu nedenle intiharın yakın tarihi, özellikle de geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi her Türk insanına zihinsel bir derinlik katacak türden.Eser geçmişin tespitini yapan ya da günümüze çare olan bir yön taşımıyor aksine bizi gözlemci koltuğuna oturtarak şuan ki konumumuzu anlamdırabilmek için hem arkamıza hem de önümüze bakmamıza yardımcı oluyor. İlk bölümde geç Osmanlı döneminde bir intihar vakasının nasıl kayıtlara geçtiği ve sorumluyu tespit etme süreci anlatılmış. Çünkü her ölümün bir mesuliyeti var. İkinci bölümde Servet-i Fünun dönemi edebiyatındaki gerçekten kurguya ya da kurgudan gerçeğe dönüşen hikâyelere değinilmiş. Öyle ki o dönemin edebiyatında intihara özendirme yerine bir yerde kültürü söz konusu. Üçüncü bölümde gazetelere yansıyan intihar hikayelerinin dönemin insanının merakla okuması (günümüzdeki sosyal medyadaki meraka bezner) ve artan merakla ister istemez intihara teşebbüs edenlerin mahremiyetinin kalmamasının acı tablosu çizilmiş. Melankolinin ve çaresizliğin teşhiri her devir para ediyor maalesef. Benim en çok beğendiğim bölüm, dördüncü bölüm oldu. Çünkü erken Cumhuriyet döneminde intihara ahlaki ve tıbbi bakış bir psikolog olarak fazlasıyla ilgimi çekti. Hele de dönemin meşhur ruh doktorlar Mazhar Osman ve Fahrettin K. Gökay'ın tespitleri muazzam. Beşinci bölümde dönemin genç kız ve kadın intiharlarına
1000Kitap
İntiharın TarihiRüya Kılıç · Kitap Yayınevi · 201831 okunma