(...)
Patron sık sık tezgahın arkasındaki ufak odaya çekilir, Şaşa'yı da çağırırdı. Böylece tezgahtar müşteri kadınla baş başa kalırdı. Bir gün sarışın bir kadının bacaklarına dokunduktan sonra, parmaklarını birleştirip dudaklarına götürdü:
- Ah, - diye içini çekti kadın, - çok yaramazsınız!
Tezgahtarsa parmaklarını dudaklarına sıkıca bastırarak gürültülü bir beğeni sesi çıkarırdı:
- Mu-uh!
Kendimi tutamayıp öylesine gülmeye başladım ki, yere devrilmekten korkarak olanca ağırlığıyla kapı koluna asıldım, kapı açıldı, kapı camı şiddetle başıma çarptı ve kırıldı. Yerinden doğrulan tezgahtar telaşla üzerime yürüdü; patron ağır altın yüzüğüyle başıma vurdu, Şaşa da kulağımı çekmeye çalıştı.
Akşam, eve dönerken:
- Böyle şeyler işten kovulma nedenidir! Ne var bunda gülünecek! - diye sertçe azarladı beni.
Sonra da, kadınların tezgahtarını beğendikleri mağazalarda daha iyi alışveriş olduğunu açıkladı.
(...)