"Her sabah umutla uyanmak. Güne küçük de olsa bir umutla başlamak. Günlerim ruhumu yamayarak geçiyor. Anlam sürekli eksiliyor; geride kapkara, çirkin delikler bırakıyor ve onları neyle kapatacağımı bilmiyorum."
"Hayat, ne istediğini bilen ama aynı zamanda istediklerini elde etmelerini neyin imkânsız kıldığının da farkında olan insanlar için ziyadesiyle zordur. Hayat, ne istediğini bilen ama bunlara asla kavuşamayacağını henüz fark etmemişler icin de zor, ama nispeten daha az zordur. En az zorlananlar ise ne istediklerini bilmeyenlerdir."
"Çocukken bir şey yaşıyormuşuz, o da bütün hayatımıza yansıyormuş. Çocukluk: Hadi de ki on yıl. Kalan hayatımız o on yılın etkileriyle şekilleniyormuş. Demek ki biz çocuklukzedeyiz. Demek ki çocukluk, tedavisi ömür boyu süren bir hastalık."
Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre, adına savaş denen şey, yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi
Her şey gibi, o da insanda başlayıp insanda biterdi
Bu yüzden, cepheler falanca dağda ya da falanca
ovada değildi
Cepheler, bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun
içindeydi.
Toprağı titrete titrete yürüyen tanklar, art arda gümbürdeyen toplar ve durup dinlenmeden kurşun kusan tüfekler insanoğlunun içindeydi.
Hatta, henüz icat edilmemiş silahlar da insanoğlu
nun içindeydi.
Yani, insan bir savas alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı...