Sedef

Güncel Edebiyat 101: Sarı Yüz
7/10
·304 syf.··
2025 66. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2025 02:15
Güncel edebiyat selam, ben geldim. Son aylarda kendime "Ben neden güncel edebiyat okumuyorum? Özellikle son 5 yılda yazılan veya çevrilen romanlara bi' baksam mı? Çok satanlar listelerine karşı belki de çok önyargılıyımdır, bi' şans versem fena mı olur?" dedim ve bu ihtiyacıma yönelik okuduğum son kitap da Sarı Yüz oldu. Ölen arkadaşının yayımlamak üzere hazırladığı roman taslağını kırpıp biçerek yeniden yazan, esasında çalan, bir kızın anlatısını okuyoruz. Ara ara tekrara düşüp sıkmadı değil ancak tempoyu yeniden yükseltmeyi de başardı. Sosyal medya gündemlerinden, sanal linçlerden ve yayın dünyasından pek çok şey bulabileceğiniz bir metin bu. Tersine ırkçılık, pozitif ayrımcılık ve kültürel sahicilik gibi pek çok kavrama değinilmiş. Bunun yanında, metnin psikolojik unsurları da güçlü. Kaygı, paranoya, yetersizlik, yalnızlık... inanılmaz fazla malzeme var anlayacağınız. Ah bir de yazar, metin yazma/yaratma/üretme arzusunu öyle iştahlı anlatmış ki, uzun zamandır bir şeyler yazmadığımı fark edip harekete geçme isteği duydum içimde. En nihayetinde, Sarı Yüz, çok satan listelerinin sayılı şık romanlarından biri bana kalırsa.
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,2bin okunma
Reklam
Sosyal Öğrenmenin Gücü: Stepford Kasabası Örneği
8/10
·144 syf.··
2025 24. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2025 03:28
Patriyarka, kimyasal bir güç veya büyü/sihir ile bir toplumu etkisi altına alabilir mi? Yoksa halihazırda patriyarkal şekilde kodlanmış olarak mı doğarız? Hiçbiri değil... Toplumsal cinsiyet rollerini ve temelde ataerkil sistemi içine doğduğumuz kültürle etkileşerek öğreniriz. "Sosyal Öğrenme" dediğimiz fenomen aracılığıyla bunları "değiştirilmesi söz konusu dahi olmayan kurallar" olarak zihinlerimize kazırız. Mutlu haber şu ki, öğrenilmiş olan her şey değişebilir. Her zaman olmasa da... Bu ihtimalden söz etmek mümkün. Gelelim kitaba. Esasında bu kitap sosyal öğrenmenin gücünü ve aynı toplum içerisindeki insanların nasıl olup da birbirlerine bu kadar çok benzeyebildiklerini açığa çıkaran bir sistem eleştirisi. Kurgu, Joanne'in kocası ve iki çocuğuyla beraber Stepford adlı kasabaya yerleşmesi ile başlıyor. Zaman geçtikçe Joanne gözlemliyor ki burası tam bir antifeminist evren! Bu kasabanın kadınları sadece ev işleriyle uğraşan ve kendi ihtiyaçlarını diğer tüm her şeyin çok gerisinde bırakmış birer robot gibi davranıyorlar. Üstelik erkek egemen toplumların tümünde olduğu gibi erkeğe/aileye bakım veren bu kadınlar inanılmaz iyi gözükmek ve toplumun (aslında erkeklerin) güzellik standartlarını karşılamak zorundalar. Yani çamaşır deterjanı reklamlarında (genelde mankenler veya oyuncular oynar bu reklamlarda) gördüğümüz o muhteşem bakımlı, etrafına mutluluk saçan, aynı zamanda evinde tek bir toz dahi bulamayacağınız ve her gün 5 çeşit yemek yapıp, ha bir de tonla çocuk bakan inanılmaz ütopik kadın figürleri gibi! Joanne'i bu tip figürlerin olduğu bu kasabada neler bekliyor dersiniz? Spoiler vermiş olmayayım. Üstelik açık uçlu bitirilmiş ve bilim-kurguya evirebileceğimiz bir yönü de var. İlgilisi olan herkes kitaba bir şans verebilir. Ne yazık ki kısa ancak iyi kurgulanmış
Stepford KadınlarıIra Levin · İthaki Yayınları · 20222,685 okunma
Gerçeği Eğip Bükmeden: Olay
9/10
·80 syf.··
2025 6. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2025 06:51
Kürtajın yasadışı olduğu 1960'lar Fransası'ndayız. Üstelik bizi 1960'lara götüren kişi kurgusal bir karakter değil, Ernaux'un bizzat kendisi. Onun anıları eşliğinde ilerliyoruz, adeta kazıya kazıya. Böylece, üniversite öğrencisiyken hamile kalan ve kendi kürtajını yapmak zorunda bırakılan bir kadının evreninin içine giriyoruz. Travma, yalnızlık, çaresizlik, yabancı-laşma ve nicesinin olduğu bir evrene... Öyle bir metin ki bu, okumam boyunca, ve şuan halen, kasıklarımda, karnımda ve bacaklarımda ağrılar hissettim. Gerçek bir şey okuduğumu bana hatırlatan bu ağrılara teşekkür ediyorum. Ne de olsa biraz rahatsız hissetmeye açık olmak gerek, çünkü: "Eğer bu deneyimle kurduğum ilişkinin izini sonuna kadar sürmezsem, kadınların gerçekliğinin karartılmasına katkıda bulunmuş, yeryüzündeki erkek egemenliğinin safında yer almış olurum." (ss. 39). İşte tam da bu yüzden, gerçeği karartmadan, eğip bükmeden ve rahatsız hissede hissede döküp saçalım ki, yıllardır verilen mücadeleye ve bugüne katkımız olsun. (Benim bedenim, benim kararım). Ben Ernaux ile bu gece tanıştım ve söylememe gerek yok sanırım, çok sevdim kendisini. Böylece bir kez daha anladım ki Fransız Edebiyatı yanıltmıyor... Belli ki Duras gibi Ernaux ile de sık sık görüşeceğiz.
OlayAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20233,102 okunma
Ve karşımızda Osmanlıların Moliére'i: Âli Bey
8/10
·132 syf.··
2025 4. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2025 04:57
Efendim Âli Bey, Türk tiyatrosunun, hususi olarak da komedi türünün oluşumunda önemli adımlar atmış, Tanzimat dönemi yazarlarından biri imiş. Kitapta da en bilinen iki oyununa yer verilmiş. (Ayyar Hamza ve Kokona Yatıyor). İkisini de, iki ayrı batılı eserden, Osmanlı'nın sosyal ve kültürel yapısına uygun olacak şekilde, uyarlamış. Bana kalırsa iki uyarlama da epey başarılı. Nikolay GogolNikolay Gogol'ün MüfettişMüfettiş'inden bu yana ilk defa bir oyunu okurken kahkahalara boğuldum açıkçası: Ayyar Hamza! Kemal Sunal'ın filmlerini andıran ve inanılmaz komik bulduğum bir metindi. Diğer yandan dönemi (1800lerin sonu) gözlemleme fırsatı da verdi. Kokona Yatıyor da fena değildi. En nihayetinde ilgilisi olan herkes keyifle okuyabilir diye tahmin ediyorum.
Ayyar Hamza – Kokona YatıyorÂli Bey · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021668 okunma
Öncesi, Judit, Judit ve Sonrası: Bağlanma Şöleni
6/10
·306 syf.··
2025 3. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2025 02:03
İngilizce literatürde "Portraits of a Marriage" ismiyle yer alan, Türkçeye ise "İşin Aslı, Judit ve Sonrası" ismiyle çevrilmiş Macar Edebiyatı modern klasiklerinden biri olur kendisi. Metin üç bölümden oluşuyor ve yaşanmışlıkları üç farklı kişinin zihniyle anlamlandırıyoruz. Esasında benim metinden beklentim fazlasıyla yüksekti ama maalesef uzun zaman sonra inanılmaz zorlu bir okuma deneyimi yaşattı bana... Aslına bakarsanız düşünce uçuşmaları, monologlar ve çağrışımlar okumayı seven biriyim ancak bu metindeki çoğu şey bana sanki yazılmış olmak için yazılmış ve her şey ayrıntılarda boğulmuş gibi geldi. Yazar, metindeki karakterleri öyle bir konuşturmuş ki; sanarsınız bütün bu karakterler hayatla ilgili her şeye çok hakimler, her şeyi eksiksiz biliyorlar, devamlı bi' çok bilmişlik taslayan cümleleri, hatta sessizlikleri var ve hayatlarını festival filmi havasında yaşıyorlar falan... En nihayetinde savaş toplumunu ve sınıf farklılıklarının ilişkilere yansımalarını başarılı şekilde anlatmış olmasına rağmen maalesef bütünüyle severek okuduğum bir metin olmadı. Bundandır ki, yer yer fazlasıyla yapay bir şey okuyormuşum gibi hissettim ve çok daraldım. Bana kalırsa, Judit ve Sonrası şeklindeki çeviri de metinle eşleşmiyor. Judit'ten öncesi de var. Zirâ, birey içine doğduğu ailenin kanalıyla besleniyor, bağ kurma biçimini ilk öğrenmeleriyle oluşturuyor ve dünyaya, dolayısıyla insanlara da bu bağ ile tutunuyor. Bu durumda herkesin bağ kurma biçimi farklı. Yani "Bir adam, bir kadını tanıdı (veya tam tersi) ve dünya ondan sonra bambaşka bir şeye evrildi" gibi bir anlayış yüzeysel kalır. "O adam veya kadın o kişiyi seçti; çünkü o kişide geçmişteki bağlarını ona hatırlatan örtük bir şeyler vardı" demek daha anlamlı. Son olarak, buradan yola çıkarak gözlemlediğim bağlanma
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,441 okunma
Reklam