Kürtajın yasadışı olduğu 1960'lar Fransası'ndayız. Üstelik bizi 1960'lara götüren kişi kurgusal bir karakter değil, Ernaux'un bizzat kendisi. Onun anıları eşliğinde ilerliyoruz, adeta kazıya kazıya. Böylece, üniversite öğrencisiyken hamile kalan ve kendi kürtajını yapmak zorunda bırakılan bir kadının evreninin içine giriyoruz. Travma, yalnızlık, çaresizlik, yabancı-laşma ve nicesinin olduğu bir evrene...
Öyle bir metin ki bu, okumam boyunca, ve şuan halen, kasıklarımda, karnımda ve bacaklarımda ağrılar hissettim. Gerçek bir şey okuduğumu bana hatırlatan bu ağrılara teşekkür ediyorum. Ne de olsa biraz rahatsız hissetmeye açık olmak gerek, çünkü: "Eğer bu deneyimle kurduğum ilişkinin izini sonuna kadar sürmezsem, kadınların gerçekliğinin karartılmasına katkıda bulunmuş, yeryüzündeki erkek egemenliğinin safında yer almış olurum." (ss. 39). İşte tam da bu yüzden, gerçeği karartmadan, eğip bükmeden ve rahatsız hissede hissede döküp saçalım ki, yıllardır verilen mücadeleye ve bugüne katkımız olsun. (Benim bedenim, benim kararım).
Ben Ernaux ile bu gece tanıştım ve söylememe gerek yok sanırım, çok sevdim kendisini. Böylece bir kez daha anladım ki Fransız Edebiyatı yanıltmıyor... Belli ki Duras gibi Ernaux ile de sık sık görüşeceğiz.