İstanbul fâtihi, imparatorluğun gerçek kurucusu olduğu bilincinde idi. Bu nokta, kanûnnâmenin dibâcesinde nişancının ifadesinden de bellidir. Nişancıya göre, bunca fütuhat ve bilhassa İstanbul'un fethi gibi büyük bir başarı üzerine Fâtih'in, atalarının kanûnlarını toplayıp tamamlamak suretiyle bir kanûnnâme vücuda getirmesi gerekli görülmüştür. Burada, Göktürklerdeki gibi töre ve yasaların, imparatorluk kuran büyük hanlar tarafından değişmez yasalar olarak ilân edildiği anımsanmalıdır. Bu kanûnların büyük bölümü, Fâtih'ten önceye aittir. "Kanûnumdur" veya "Emrim olmuştur" ifadelerini kullandığı noktalarda dahi Fâtih'in çok kez eski kuralları onaylamaktan başka bir şey yapmadığı söylenebilir. Fakat "defterdarlık ve nişancılık verilmek Sahn müderrislerine dahi kanûnumdur" dediği zaman, bu kuralın kendisi tarafından konduğuna kuşku yoktur. Zira, Sahn medreselerinin onun tarafından yapıldığını biliyoruz. Hükümet adamlarının ayrı bir arz odasında pâdişaha arza çıkmaları yönteminin yine onun tarafından konduğunu biliyoruz. Bir yerde açıkça eski yöntemi değiştirdiğini şöyle belirtir: "Cenâb-i şerîfimle kimesne taam yemek kanûnum değildir, meğer ehl-i iyâldan ola. Ecdâd-i izâmım vüzerâsile yerlerimiş, ben ref etmişimdir." Yaptığı diğer değişiklikler, teşrifatta, merâtipte, maaş miktarlarında olmalıdır. Genellikle kanûnnâmede adı geçen memuriyetleri, hizmetleri ve âdetleri II. Murad devrine ait belgelerde tespit edebilmekteyiz. Kardeş katline dair madde, bu bakımdan incelenmeye değer. Daha I. Bayezid, Kosova savaş meydanında (1389) kardeşi Ya'kub'u idam ettiği zaman, bir iç-savaşı önlemek için vezirlerin reyi ile bunu yaptığı belirtilmiştir. Sonra onun oğulları arasındaki iç-savaş (fetret) aynı hareketi gerekli gösterecek kadar devleti temelinden sarsmıştır. I. Mehmed büyük
Sayfa 232 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Genellikle ölümden daha kötü bir şey olmadığı düşünülür. Oysa ölüm kötü değildir; aksine ölüm korkusu kötüdür. Ölüme gelince, o sadece tabiatımızın bir tamamlayıcısıdır. Çünkü ölüm olmasaydı kesinlikle insan da olmazdı.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Reklam
Musibetlerinin az olmasını isteyen kişi, haricî ihtiyaçlarını azaltmalıdır.
Sayfa 83·Kitabı okudu
Şunu da akıldan çıkarmamalıyız ki, müşterek menfaatlerden olup da bizim elimizde bulunan her şey, bir Hak Sahibi'nin bizdeki emanetidir ve bu şeylerin yaratıcısı, azîz ve celîl olan Allah, hak sahibi olarak, dilediği zaman emanetini geri alabilir ve dilediği bir başkasına verebilir. O, bu emaneti, böyle dilediği birine vermese dahi, o nimet bize asla geri dönecek değildir. Bazan O, düşmanlarımızın eliyle emanetini bizden geri aldığında, O'nun bize kötülük ettiği vehmine kapılırız. Unutmamamız gerekir ki, emaneti bırakan, onu geri alarak istediği başka birine verme hakkına da sahiptir ve bunda bizim için ne utanç ne de hakaret vardır; olsa olsa emanetler bizden geri alındığında üzüldüğümüzden dolayı kınanmaya ve hakarete müstahak oluruz. Çünkü bu tutum aç gözlü, cimri ve iyiyi kötüden ayıramayanların ahlâkıdır. Bir şey kendisine emanet olarak verildiğinde bunun kendi malı olduğunu zanneden kişi, şükür yolunu da terketmiş sayılır. Zira emanet olarak verilen nimete şükretme görevinin ilk basamağı, sahibi emaneti geri almak istediğinde, O'nun bu yöndeki isteğine sür'atle cevap vererek emaneti gönül hoşluğu ve memnuniyetle sahibine iade etmektir. Buna göre emanet edilen şeyin geri alınmasından dolayı üzülen kimse şükürde kusur etmiş olur. Adalete aykırı olan böyle bir ahlâkı kendimize yakıştırmaktan utanç duymalıyız! Keza Emanet Sahibi'nin onu geri istemesinden duyduğumuz üzüntü sebebiyle kendi kendimize çocukça ve saçma mazeretler ileri sürmekten de utanmalıyız! Emanet Sahibi, emanetini bizden düşmanlarımızın eliyle geri aldığı için, sırf bu yüzden üzüldüğümüzü de söylememeliyiz. Çünkü emanet sahibinin, onu geri alırken araya koyduğu elçinin bizim beğendiğimiz yapıda ve huyda olması, bizim sevdiğimiz biri olması ve bizim istediğimiz bir zamanda emaneti geri alması
Sayfa 75·Kitabı okudu
Üzüntü (el-huzn), sevilen şeylerin elden gitmesinden ya da amaçlanan şeylerin gerçekleşmemesinden doğan psişik (nefsânî) bir acıdır.
Sayfa 51·Kitabı okudu
-Yalnız Allaha güveniriz. O ne güzel koruyucudur!
Sayfa 49 - وحسبنا الله ونعم الوكيل!·Kitabı okudu
Reklam
Reklam