Siyaset ve hukuk tarihine "İran-Kontra Skandalı" olarak geçen, tam bir jeopolitik riyakarlık ve "güçlü olanın hukuku" örneğidir. ​Bir taraftan ABD, 1980’lerde İran’ı resmi olarak "terörü destekleyen devlet" ilan edip dünyaya ambargo uygulatırken, diğer taraftan Başkan Ronald Reagan yönetimi arkadan gizlice İran’a antitank ve uçaksavar füzeleri satıyordu. ​Reagan'ın bu skandaldan hiçbir hukuki ceza almadan, siyaseten de neredeyse hiç yara almadan kurtulabilmesinin arkasında rasyonel siyasi mekanizmalar ve müthiş bir kriz yönetimi yatıyor. Skandal patlak verdiğinde (1986), Reagan’ın ekibi başkanı korumak için muazzam bir duvar ördü. Operasyonu yürüten Ulusal Güvenlik Konseyi danışmanı John Poindexter ve Yarbay Oliver North, Kongre ifadelerinde "Başkanın bu silah satışından elde edilen paranın Nikaragua'daki antikomünist gerillalara (Kontralara) aktarıldığından haberi yoktu, kararı biz aldık" diyerek kendilerini feda ettiler. Reagan, her şeyi bildiği halde yasal olarak "Haberim yoktu" diyebilme lüksünü sonuna kadar kullandı. Reagan, Amerikan siyasi tarihinin en karizmatik ve halkla ilişkileri en iyi yöneten aktörlerinden biriydi. Kongre komisyonuna verdiği ifadelerde tam 124 kez "Hatırlamıyorum" veya "Hiçbir fikrim yok" dedi. O dönemde 70'li yaşlarının ortasında olan Reagan, kamuoyuna "kötü niyetli bir suçlu" olarak değil, "altındaki bürokratlar tarafından kandırılmış, detayları kaçıran yaşlı ve babacan bir lider" imajıyla sunuldu. Halk bu hikayeyi satın aldı. ABD, Reagan’dan sadece 12 yıl önce Richard Nixon’ın Watergate Skandalı nedeniyle istifa etmesiyle çok ağır bir devlet krizi yaşamıştı. Kongre’deki hem Demokratlar hem Cumhuriyetçiler, Soğuk Savaş’ın en sıcak günlerinde ABD Başkanını görevden indirmenin (azletmenin) devlet sistemine ve Amerikan imajına tamir
Tarih
Hiçbir küresel şirket, AB yasalarına güvenerek ABD'yi karşısına almaz. Çünkü bir şirketin önünde iki seçenek vardır: Ya 11 milyon nüfuslu, nakit parası olmayan Küba pazarını seçecektir ya da devasa Amerikan pazarını ve dolar sistemini. Tercih her zaman rasyonel olarak kapitalist sistemin kalbinden yana olur. Bu yüzden Küba'nın dün açtığı kapıdan içeri sızacak şirketler, ABD ile göbek bağı olmayan veya zaten halihazırda yaptırım altında olan (Çinli veya Rus devlet şirketleri gibi) yapılar olmak zorundadır.
1000Kitap
Reklam
BNP Paribas Örneği (Fransa) – Tarihin En Büyük Cezası Fransa’nın en büyük bankası olan BNP Paribas, ABD’nin Küba, İran ve Sudan’a yönelik yaptırımlarını delerek bu ülkeler adına milyarlarca dolarlık finansal transfer gizlice yürüttüğü için ABD tarafından köşeye sıkıştırıldı. Sonuç: Banka suçunu kabul etti ve 8.9 milyar dolar gibi tarihi bir ceza ödemek zorunda kaldı. Ayrıca bankanın bazı birimlerinin 1 yıl boyunca ABD doları üzerinden işlem yapması yasaklandı ve üst düzey yöneticileri görevden alındı. Havayolu ve Kruvaziyer Şirketleri (Carnival, Expedia vb.) Helms-Burton Yasası'nın aktifleşmesiyle birlikte, Küba'da kamulaştırılan limanları kullanan Carnival Cruise gibi dev kruvaziyer şirketlerine ve Küba'daki otellere rezervasyon sağlayan Expedia, Booking gibi platformlara ABD mahkemelerinde devasa tazminat davaları açıldı ve bu şirketler yüz milyonlarca dolarlık uzlaşma bedelleri ödemek zorunda kaldı. ING Bank (Hollanda) Hollanda merkezli banka, Küba ve İran ile ilgili ticari işlemleri Amerikan finansal sisteminden gizlemek için müşteri bilgilerini ve transfer rotalarını manipüle ettiğini kabul etti. Sonuç: ABD Adalet Bakanlığı ile anlaşma yoluna giden banka, 619 milyon dolar ceza ödedi.
Tarih
Helms-Burton Yasası (Title III) Kamulaştırma Davaları 1996 tarihli bu Amerikan yasası, Küba Devrimi sırasında (1959 ve sonrası) mülklerine el konulan Küba asıllı ABD vatandaşlarına, bu mülkleri bugün kullanan veya üzerinden ticaret yapan yabancı şirketlere ABD mahkemelerinde dava açma hakkı tanır. Örneğin: Küba devleti 1960'ta el koyduğu bir araziye bugün İspanyol bir otel zinciriyle ortak otel mi yaptı? O arazinin eski sahibi olan aile, İspanyol şirketine ABD'de milyonlarca dolarlık tazminat davası açabilir. Trump dönemi bu maddeyi tamamen aktif hale getirdi.
Tarih
Küba parlamentosunun dün kabul ettiği bu 176 maddelik tarihi paketin en devrimci yanı, yasal olarak "ülke veya blok ayrımı gözetmeksizin" küresel sermayenin tamamına kapıyı açmış olmasıdır. Hatta yeni yasayla birlikte, yabancı yatırımcıların Küba devlet firmalarıyla ortaklık (joint venture) kurma zorunluluğu bile tamamen kaldırıldı. Küba'nın şu anki yönetim aklı, ekonomik olarak tam olarak bu iki ülkenin modelini (sosyalist siyasi yapı altında serbest pazar ekonomisi) kopyalamaya çalışıyor. Çin: Küba için hem en büyük potansiyel yatırımcı hem de teknolojik altyapı sağlayıcısı. Çin şirketleri zaten adada yenilenebilir enerji, telekomünikasyon ve madencilik alanlarında var. Küba bu yeni paketle, Çin'in adadaki doğrudan yatırımlarını (özellikle altyapı ve sanayi bölgelerinde) bürokrasiden arındırarak hızlandırmayı hedefliyor. Vietnam: Küba’nın "ideolojik kardeşi" ve adadaki en büyük Asya kökenli yatırımcılardan biri. Özellikle Mariel Özel Kalkınma Bölgesi'nde Vietnamlı şirketlerin tekstil, tüketim malları ve tarım yatırımları var. Küba, tarım ve gıda krizini çözmek için en çok Vietnamlı pirinç ve tarım endüstrisi şirketlerine bel bağlıyor. Bu iki ülke Küba'nın tarihsel müttefiki olsa da kendi ekonomik ve lojistik sıkıntıları nedeniyle adanın derdine derman olmakta zorlanıyorlar. Rusya: Küba için geleneksel olarak en büyük askeri ve lojistik destekçiydi. Ancak Rusya'nın kendi cephesindeki yoğunluğu ve ambargolar nedeniyle adaya lojistik desteği ciddi ölçüde aksadı. Bu yılın başından beri Rusya'dan Küba'ya sadece tek bir petrol tankeri ulaşabildi. Yeni paketle Rus şirketlerine enerji arama ve turizm yatırımlarında büyük imtiyazlar verilmesi planlansa da Rusya'nın adayı tek başına finanse edecek ekonomik esnekliği bulunmuyor. İran: Küba ile biyoteknoloji (ortak aşı
1000Kitap
Klasik dönemde ambargo, "Ben seninle ticaret yapmıyorum" demekti. Yeni formatta ise ABD, Mayıs 2026'da çıkardığı 14404 sayılı Başkanlık Kararnamesi ile "üçüncü tarafları" hedef alıyor. Yani sadece kendisi Küba ile ticareti kesmiyor; Meksika, Hindistan veya Avrupa'daki herhangi bir şirketin ya da bankanın Küba ile iş yapmasını da engelliyor. İş yapanı kendi finansal sisteminden (SWIFT, dolar piyasası) dışlamakla tehdit ediyor. Bu, coğrafi sınırları aşan tam bir "finansal ablukaya" dönüşmüş durumda. Eskiden Sovyetler kendi devasa kaynaklarıyla müttefiklerini besleyebiliyordu. Bugün ise Küba'nın can damarı olan enerji lojistiği doğrudan hedef alınıyor. 2026 başındaki Venezuela müdahalesinin ardından Küba petrolsüz kaldı. Hemen ardından ABD, Küba'ya petrol taşıyan tanker şirketlerini (Meksikalı Pemex dahil) yakın markaja alarak ve gümrük tarifesi tehditleri savurarak adaya giren enerjiyi fiziksel olarak kesti. Elektrik kesintilerinin günde 20 saati bulması, bu yeni nesil lojistik ablukanın doğrudan bir sonucu. Yeni format, ülkeyi toptan kör bir karanlığa gömmek yerine, rejimi ayakta tutan spesifik finans damarlarını kurutmaya odaklanıyor. Örneğin: Küba'nın en büyük döviz kaynaklarından biri olan yabancı ülkelere gönderdiği "Sağlık Misyonları" (doktor programları) üzerinde muazzam bir diplomatik baskı kuruldu ve Orta Amerika ülkeleri bu programları iptal etmeye zorlandı. Ordunun ve devlet kurumlarının kontrolündeki holdingler (GAESA gibi) tamamen kara listeye alınarak, dışarıdan gelecek sermayenin sadece "özel sektöre ve sivillere" gitmesi şartı koşuluyor. Sovyetler Birliği döneminde kapitalist dünyanın uyguladığı ambargolar, bloklar arası net bir sınırla yürütülüyordu ve Sovyet koruması altındaki ülkeler bir şekilde nefes alabiliyordu. Bugün uygulanan "yeni format" ise
Siyaset
Reklam
Reklam