Nefis.
Evet, dedi Franz kendi kendine, Büyük Yürüyüş dünyanın kayıtsızlığına karşın sürüp gidiyor ama giderek daha sinirleri yıpratıcı, baş döndürücü oluyor; dün Vietnam’ın Amerikalılar tarafından işgaline karşı, bugün Vietnamlıların Kamboçya‘yı işgaline karşı; dün İsrail için, bugün Filistinler için; dün Küba için, yarın Küba’ya karşı -ve hep Amerika’ya karşı; zaman zaman kıyımlara karşı, zaman zaman başka kıyımlara arka çıkmak üzere; Avrupa hep ileriye doğru yürüyor, yürüyor, hiçbir olayı kaçırmasın, her birine yetişsin diye adımları hızlandıkça hızlanıyor, öyle ki sonunda Büyük Yürüyüş koşan, dörtnala koşan bir insan sürüsü olacak ve platform da günün birinde tek bir nokta olup çıkana kadar küçülecek, küçülecek.
Sayfa 285·Kitabı okudu
Sovyetler Birliği (1917-1991)
“Sovyetler Birliği 1917'de kuruldu, 1991'de yıkılana kadar ana özelliklerini kaybetmeden 74 yıl yaşadı. Savaş dönemleri de gördü, barış dönemleri de. Siyasî istikrara sâhip oldu ve sistemin ana karakteri değişmeden defalarca lider ve lider kadroları değişiklikleri yaptı. Yaklaşık üç nesil Sovyet tecrübesine değişik derecelerde şâhit oldu. Sovyet Rusya süper güç statüsünü elde etti. Dışarıdan müdahaleyle değil, kendiliğinden, içi kurtlar tarafından boşaltılmış bir çınar ağacı gibi çöktü. Faşist ve nasyonal sosyalist totaliter sistemlerden bu farklılıklarından ötürü, totaliterizm incelemesi yapacak her araştırmacı Sovyetler Birliği'ne eğilmek zorundadır. Tabii ki başka örnekler de var. Çin en büyüğü. Doğu Avrupa'nın 1989 öncesi rejimleri, Vietnam, Kamboçya gibi Uzak Doğu örnekleri, İran, Küba ve Kuzey Kore bunlar arasında. Ama hiçbiri Sovyetler Bırliği'nin yerini tutamaz.”
Sayfa 35 - Siyasî Yönetim Biçimleri·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Diyelim ki Fidel diktatör. Ne diktatörü be, diyelim ki gangster! Küba tarihine geri doğru dikiz atıldığında egemen güçler genelde korsanlar, mafia, gangsterler... Adanın tarihinde, adanın talihi olarak bir de böyle bir gangster gelmiş; delikanlı gangster! Ada bundan çok mutlu! Sana bok yemek düşer Hüseyin!
Küba’nın tıp ve eğitim konusunda dünyanın en ileri ülkelerinden biri olması rastlantı değil, yıllar süren planlı programlı bir devrimci çabanın ürünü. Devrimin ertesi gününden başlayarak adanın dört bir yanına öğretmenler gönderilerek bir okuma yazma seferberliği başlatılmış. Dağlara tepelere, en küçük köylere, hastaneler, sağlık ocakları açılmış. İnsan sağlığı konusunda 1-0 galip zaten Küba; dünyada en az çocuk ölümü Küba’da oluyormuş. “Helâl olsun!”
Bir sigara molasında gidip bakıyorum fon perdesinin arkasına, yarı aralık bir pencere var. Ortada puro muro yok! Demek ki kadın camdan atıyor, aşağıda bir amigo tutuyor. Kutusuna yerleştirip bize satıyor! Devrime ihanet etmiş bir puro kaçakçısı gibi, çantam purolarla dolu döndüm otele. Yüreğim sızlamadı değil. Ancak herkes bu yöntemle puro satın alırken, benim Küba devrimine saygımdan ötürü o puroları altıyüzkırk dolara satın almamın saçma olduğunu düşünerek huzura erdim.
Kübalı ressamların yağlı boya özgün tablolarına bakıyorum uzun uzun. Naif ve uyumsuz bir resim anlayışı, her ressamın yan yana kullanmaya cesaret edemeyeceği bir renk cümbüşü. Arada güzel şeyler var. Neredeyse çoğu Picasso etkisinde. Yoksa Picasso mu bu naif küba resminden esinlenmiş? Kübizm burdan mı çıkmış acaba?