"hiçbir planımız, hedefimiz yokken bizi dönen çarkına atıp döndüren yamuk felek, ömrümüzde çektiğimiz bunca acının, derdin, gönül kanının karşısında ne ödül verecek bize?"
nasıl anlatsam bilmiyorum. neresinden başlasam onu da bilmiyorum. karmakarışığım. derin sinirliyim. böyle hayatların gerçekten olduğunu bilerek okumak sarsıcıydı.
şöyle. kitap Farsça yazılmış bir eser. dili oldukça ağır. uzun cümleler kurmanın havası yüzünden yazar her ne kadar uzattıysa da çevirmen işi halletmiş sağ olsun. ama yine de dilinin çok akıcı olduğu söylenemez.
kitap iranın günlük yaşamını kahramanlar üzerinden anlatıyor. ilk baskısı yazarın kendi sermayesiyle yapılıyor ve sonra da bir yıl geçmeden 2. baskıya ihtiyaç duyuluyor. patlayıp gidiyor yani. eleştirmenler kitap hakkında yorum yapmak için yarışa giriyor. çünkü özetle kitap o zamanın yıllarına ansiklopedi niteliğinde ışık tutuyor. zaten yazar da Fars edebiyatının büyük romancısı olarak anılıyor.
konuya gelirsek, aşamıyorum ama kısa geçeyim. seyit miran, eksiksiz bir hayat yaşayan, hoş ve güzel bir kadın, güzel çocuklar, varlıklı bir hayat, iyi bir iş, saygın bir konum vs.. her şeye sahip bir adam. hayatının güzel zamanında güzel bir kadına denk geliyor. işte kitap zaten genel anlamda kuma düzenini ele almış. bu yeni kadın işveli cilveli genç bir kadın (homa). seyit bey hayatından sıkılmış olacak ki karısıyla ilişkisinin nasıl nefrete dönüştüğünü ve ailesi bir kenardayken başka yakın bir kenarda başka bir kadınla aşkını okuyup duruyoruz. kitabı kesintisiz okuyamadım. midem kaldırmadı. ağır geldi ve ara vermek zorunda kaldım. bir adamın bir kadına yaptıklarından çok bir kadının bir kadına yaptıkları daha çok şaşırtıyor hep. ama mesele bu değil. bırak git dedim kaç kere içimden Ahu'ya ama ahu asla gitmedi. nasıl katlanılıyor