sevgili Judy,
öyle muhteşem öyle büyülüydün. öyle ve öyle güzeldin ki etkinden çıkamıyorum. ömrüm boyunca benimle kalmanı diliyorum..
bu kitapla geçirdiğim eşsiz vakitler için minnettarım. ağladım. çok gülmedim okurken. çok ağlayabilen biri de değilim aslında ama bu kadar acıyı tartamadım. kötülüğün tinsel yankısını bu kadar net hissetmemiştim hiç. çok çok etkilendim.
okurken şeyi düşündüm, acılar hiç bitmeyecek. hep bir yenisi eklenecek. ve bu acılar delik deşik etse de aklımıza kazımamız ve hiç unutmamamız gereken şeyin "kendi biricikliğimizi korumamız" gerekliliği olduğunu kendime hatırlattım. ne yaparsak yapalım, hayatımızı ne acılar ve vahşetler donatırsa donatsın birileri için çok değerliyiz. ama kendi içindeki ışığı bulamamanın getirdiği manasızlıklar boşluğunu hiçbir şeyin dolduramayacağını, her defasında delicesine sevilsek ve çılgınca aşık olsak (olunsak) bile kendimizi bulamadığımız, özümüze inemediğimiz, değerimizi fark edemediğimiz takdirde bu sevgilerin hiçbir halta yaramadığını sertçe çarpıyor yüzümüze. hiç yumuşak bir kitap değil. gerçek mi istiyorsun diyor. gerçek bir acının, değersizliğin, ruhu nasıl unutturduğu, zihnin matematiksel ölçüde her şeye alışabileceğini, her acıyı robotsal olarak yaşam tarzı haline getirebileceğini anlatıyor.
ve ne yaparsak yapalım, nereye gidersek gidelim bu beden tinsel fakirleştiğinde neye robot edildiyse hayatını ona köle ediyor. değer kabul görmüyor.
değeri geç görmenin, sevgiyi geç fark etmenin, bu dışımızdaki kabuğu geç kırmanın acınası döngüsünü aklımıza çarptığında her şey için geç olabiliyor.
tüm bunlar için seni nasıl unutabilirim jude? seni aklımdan nasıl çıkarabilirim? bu acının neresinde otursam fena yakıcılığı nasıl yıkabilirim?
ve çokçok sevgili yanagihara, tüm bunlar.. hayatında var edebileceğin en